<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184</id><updated>2011-12-27T12:17:01.147+02:00</updated><category term='hikaye kurgusu'/><category term='gönül indirmek'/><category term='rüya evi'/><category term='aşk'/><category term='anti-kahraman'/><category term='entropi'/><category term='istanbul'/><category term='çizgiroman'/><category term='isteksizlik'/><category term='Vahram Aghasyan'/><category term='Jacques Lacan'/><category term='optimism'/><category term='Patti Smith'/><category term='everest'/><category term='Xu Zhen'/><category term='antrepo'/><category term='akm'/><category term='Dream of Life'/><category term='iyimserlik'/><category term='senaryo'/><category term='öğretmen harcama refleksi'/><category term='bienal'/><title type='text'>aynadakileke</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>67</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-7958025057014263871</id><published>2009-08-02T21:54:00.001+03:00</published><updated>2011-02-01T10:17:01.873+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='senaryo'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye kurgusu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anti-kahraman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çizgiroman'/><title type='text'>Çizgiroman dünyasının anti-kahramanları...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R2Zjlx4AdGI/AAAAAAAAAII/SeEnQfMnhho/s1600-h/02_CortoMaltese.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R2Zjlx4AdGI/AAAAAAAAAII/SeEnQfMnhho/s400/02_CortoMaltese.jpg" border="0" alt="Corto Maltese"id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144909125011928162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çizgiroman okumaya tutkuyla bağlı olanlar arasında, yalnızca "anti-kahraman"ların öykülerine meraklı olan küçük bir alt-grup vardır ki, kendimi de dahil edebilirim bunlara: Bu insanlar, örneğin Çelik Blek, Tommiks, Kızılmaske ya da Superman, Batman gibi, hemen her maceranın sonunda "kazanan"ı oynayan, erdem ve ahlak abidesi "kahraman"lara biraz mesafeli dururlar... &lt;br /&gt;Başka bir deyişle, "Esse Gesse", "DC Comics" ve "Marvel Comics” gibi yayınevlerinin pazarlama stratejilerine ve ürünlerine epeyce seçici davranarak yaklaşırlar.... :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anti-kahraman deyince aklıma ilk gelenler, Corto Maltese, Ken Parker, Mister No, Teks, Büyülü Rüzgar... Ama tabii ki yıllar önce elimizden düşmeyen "atlara fısıldayan adam" Jeriko ya da İncil'den fırlamış katil ruhlu dedektif Judas da kuşkusuz unutulmazlar arasında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin Corto Maltese’in "&lt;em&gt;Bu hayatta kimseye verilecek hesabım yok. Korktum ve ölmemek için kaçtım&lt;/em&gt;" demesi, Ken Parker'ın Montana dağlarında kamp kurduğu gecelerde ateşin başında &lt;strong&gt;Edgar Allen Poe&lt;/strong&gt; okuması, Mister No'nun Amazon ormanlarında "şehir kaçkını flaneur" gibi takılıp New York'a geldiğinde &lt;strong&gt;Jack Kerouac&lt;/strong&gt;'la bira içmesi, Teks'in gözükara idealistliği, anti kahramanları samimi ve sempatik yapan özellikler arasında sayılabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki ele aldıkları konu itibariyle Martin Mystere ve Dylan Dog'un da özel bir ilgiyi hak ettiklerini belirtmek lazım... En azından senaryo yazarlarının edebiyat, sanat, tarih ve kültürel antropoloji konusunda ince ince disiplinlerarası araştırmalar yapıyor olmaları ve “&lt;strong&gt;öykü anlatmanın plastiğine hakim olmaları&lt;/strong&gt;” bile yeterli bir cazibe unsuru...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-7958025057014263871?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/7958025057014263871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=7958025057014263871&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7958025057014263871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7958025057014263871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2009/08/anti-kahraman.html' title='Çizgiroman dünyasının anti-kahramanları...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R2Zjlx4AdGI/AAAAAAAAAII/SeEnQfMnhho/s72-c/02_CortoMaltese.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-488580332150978032</id><published>2009-08-02T21:53:00.000+03:00</published><updated>2009-08-02T21:54:48.879+03:00</updated><title type='text'>Arketipler: Evrensel Semboller...</title><content type='html'>Dünyanın yaklaşık 100 yıl önce &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Carl_Jung"&gt;Carl Gustav Jung&lt;/a&gt; sayesinde haberdar olduğu “arketip” kavramı, bugün "rüyalarımızdaki sembollerin analizi yoluyla psikolojik tedavi"nin çok ötesinde, bazı pazarlama iletişimi uzmanlarının da gündemini meşgul ediyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arketipleri kısaca, “kolektif bilinçaltımızın yapıtaşları olan evrensel iletişim sembolleri" biçiminde  tanımlamak mümkün... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkında olmasak da, gündelik hayatla kurduğumuz iletişimin önemli bir bölümünde arketipleri ya da onların "değişime uğramış sembollerini" kullanıyoruz:&lt;br /&gt;Örneğin, bin yıllardır tüm masal ve efsanelerin vazgeçilmez unsuru olan “sihirli değnek”in günümüzdeki karşılığının iPod olduğu iddia edenler hiç de az değil: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü tek dokunuşla gerçek dünyadan kopup masalsı bir mutluluk dünyasına geçiş yapabilmek, yani kendimize bir "escapist world" yaratabilmek, insanların en eski hayallerinden birisi. Bugün iPod'un düğmesine dokunduğumuz anda, kendimize kalabalık içnde bir özgürlük alanı yaratabiliyoruz (tıpkı televizyonun kumanda aletinin de “tek dokunuşla dünyamızı değiştiren” sihirli değnek olması gibi)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R2U2jB4AdDI/AAAAAAAAAHw/WBV21ima-is/s1600-h/timejung.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R2U2jB4AdDI/AAAAAAAAAHw/WBV21ima-is/s400/timejung.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144578124767327282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jung, içinde yaşadığımız kültür, zaman ya da coğrafyadan bağımsız olarak, her bireyin mutlaka bir şekilde paylaştığı bir “kolektif bilinçaltı” bulunduğunu iddia ediyordu. &lt;br /&gt;Dinlediğimiz / anlattığımız hikayeler, farkına vardığımız her türlü mesaj, düşlerimiz ve inançlarımız hepsi bir araya gelerek, zihnimizin derinliklerinde bir yerde "ortak paydalar, ortak kavramlar" oluşturacak biçimde birikiyordu... Örneğin, "masum ve cahil genç kız – bilgisini kötü niyetli kullanan cadı", "iyilik uğruna suç işleyen kahraman – dostunu satan hain", "kuralları koyan kral – onu eğlendiren soytarı" gibi arketiplere, yani kim olursak olalım gündelik davranış ve ilişki modellerimize bir biçimde yansıyan evrensel karakter kalıplarına ve iletişim sembollerine  ulaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün modern pazarlama iletişimde arketiplerin önemi de, tüketicileri davranış modellerine ve markalarla kurdukları ilişki türlerine göre gruplarken, herkesin kolayca anlayacabileceği ortak kişilik özellikleri ve ortak değer yargılarını sembolize eden evrensel karakterler olarak kullanılmalarına dayanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki tüm matematiksel / kantitatif verileri bir kenara iterek, yalnızca arketipler yoluyla tüketici davranışlarının tamamını açıklamaktan bahsetmiyorum... :) &lt;br /&gt;Tüketicilerin satın alma kararlarının hangi mekanizmalara dayandığını anlamaya çalışırken, arketipleri yalnızca ikincil seviyede analiz desteği sağlayan yardımcı bir araç olarak kullanmakta fayda var... :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici davranışlarında en sık gözlenen değer yargısı mekanizmaları, iki ana eksen etrafında biçimleniyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Macera ve değişim arayışından başlayıp güvenlik duygusu ve muhafazakarlığa uzanan eksen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Vicdan ve fedakarlık duygusundan başlayıp bencillik ve kişisel başarı arayışına uzanan eksen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki eksenin (resimdeki mor çizgiler) etrafına, pazarlama iletişiminde en çok karşımıza çıkan on adet arketipi yerleştirelim şimdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R2U3Kx4AdFI/AAAAAAAAAIA/GGPpv_Hdx-I/s1600-h/arche1.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R2U3Kx4AdFI/AAAAAAAAAIA/GGPpv_Hdx-I/s400/arche1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144578807667127378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsane, masal, tarih falan derken, birden bire pazarlama, sosyoloji ve psikolojinin iç içe girdiği bu analizde şimdi biraz daha derinleşmek ve tek tek bu arketiplerin gündelik hayatımızdaki karşılıklarından bahsetmek gerekiyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-488580332150978032?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/488580332150978032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=488580332150978032&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/488580332150978032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/488580332150978032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2009/08/arketipler-evrensel-semboller.html' title='Arketipler: Evrensel Semboller...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R2U2jB4AdDI/AAAAAAAAAHw/WBV21ima-is/s72-c/timejung.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-8558422446425541490</id><published>2009-08-02T21:48:00.000+03:00</published><updated>2009-08-02T21:53:41.103+03:00</updated><title type='text'>Storytelling: Neden ve nasıl tasarlamalı şu öyküleri...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R0HVwUgbNdI/AAAAAAAAAGQ/GbJG-9SU99A/s1600-h/mckee.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R0HVwUgbNdI/AAAAAAAAAGQ/GbJG-9SU99A/s400/mckee.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134620076294223314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Whether on the big screen, on TV, in novels, on stage and in ALL creative work of communications, everything works in the shadow of classic story design.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;- Robert McKee –&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Öykü anlatmak&lt;/strong&gt;, pazarlama iletişiminde hedef kitleyle marka arasında duygusal yakınlık kurmayı kolaylaştıran ve marka imajının gücünü, hatırlanma seviyesini artıran en temel yaratıcı yöntemlerden biri...&lt;br /&gt;Öykü anlatmanın plastiğine hakim olan insanların iyi reklamcı olması da bir rastlantı değil... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl önce İstanbul’a seminer vermek için gelen &lt;a href="http://mckeestory.com/"&gt;Robert McKee&lt;/a&gt;’ye göre “&lt;em&gt;Sinema, TV, roman ya da tiyatro eseri olması hiç fark etmez, iletişim kurmaya dayanan tüm yaratıcı eserler işlerini klasik öykü kurgusunun gölgesi altında yaparlar.&lt;/em&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz biliyoruz ki, iyi tasarlanmış bir öyküde ana tema, kahraman, düşman, sürpriz gerilim, merak unsuru, gerilimin giderilmesi, mekan ve kişi anekdotları gibi temel malzemelerden öyle ya da böyle, uygun miktarda bulunur mutlaka: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bütün mesele, tüm plastik sanatlarda olduğu gibi, elimizdeki malzemeleri eğip büküp karıştırarak kendi orijinal kurgumuzu yaratabilmekte...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada, önümüzdeki işe "&lt;strong&gt;disiplinlerarası&lt;/strong&gt;" gözlerle bakabilmenin önemini vurgulamak istiyorum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, öykü tasarlama yöntemi üzerine düşünürken, sezgisel olarak "memetics", "archetypes" ve "şehir efsaneleri" arasında bir ilişki üçgeni hayal ettiniz diyelim. Hemen aynaya bakıp, "Hmm, bu daha önce yapılmıştı!" diyerek bu üçgene katacak yeni bir bileşen daha arayabilmelisiniz... Çünkü yanılmıyorsam 1965 tarihli "Alphaville" isimli bilimkurgu filminin açılış sahnesinde Godard şöyle buyurmuştu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kimi zaman gerçeklik, sözel iletişime elvermeyecek kadar karmaşıktır. Ama o gerçekliğin etrafında kurmaca bir efsane (= öykü) yaratırsan ve ağızdan ağıza dolaşmasını sağlarsan, başlangıçtaki karmaşık durumun çok sayıda insan tarafından anlaşılmasının ve sahiplenilmesinin de yolu açılmış olur"...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-8558422446425541490?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/8558422446425541490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=8558422446425541490&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8558422446425541490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8558422446425541490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2009/08/storytelling-neden-ve-nasl-tasarlamal.html' title='Storytelling: Neden ve nasıl tasarlamalı şu öyküleri...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R0HVwUgbNdI/AAAAAAAAAGQ/GbJG-9SU99A/s72-c/mckee.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-7140404846930421491</id><published>2009-08-02T21:43:00.002+03:00</published><updated>2009-08-02T21:48:27.967+03:00</updated><title type='text'>Aylaklık ve Oyun İlişkisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R11MbELIACI/AAAAAAAAAG8/jjEscZa-mEI/s1600-h/munchflaneuryc3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R11MbELIACI/AAAAAAAAAG8/jjEscZa-mEI/s400/munchflaneuryc3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142350377387556898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(kalabalığın ters yönünde yürürken, sosyal hayatı uzaktan seyreder...)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- Edvard Munch, “Karl Johan Kapısı’nda Akşam”, 1892 -&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylak insan, başkalarından çok kendisi üzerinde çalışır... Sürdürülebilir bir yaşam tarzı olarak aylaklığı seçmenin sonuçlarından biri olarak da, havada uçuşan birtakım niyetler içerisinde gezinirken sokakta, karşısına çıkan rastlantılarla o henüz plana programa dökülmemiş arzuları arasında kurduğu &lt;strong&gt;sezgisel bağları &lt;/strong&gt;herkesten daha çok önemsemek zorunda kalır sürekli…&lt;br /&gt;Çaba ve özen gerektiren bir uğraş olarak aylaklığın kaçınılmaz yoruculuğu, biraz da bu &lt;strong&gt;sezgilere yapılan yatırımdan &lt;/strong&gt;gelir…&lt;br /&gt;Kuşkusuz, sürekli kendisi üzerinde “çalışan” insanların da eğlenmeye hakkı var… ama eğlencenin tanımlarından biri de “&lt;strong&gt;kendinden geçmek ve kendini unutmak&lt;/strong&gt;” olduğu için, aylakların “çalışmadıkları” zamanlardaki eğlencesi, ister istemez gerçekle rüya arasında, “mesafeli tutku” da denilebilecek zamanda-ayrık buluşmalardan ibaret ve yine kendi içine dönük heyecan dalgaları biçiminde yaşanır…&lt;br /&gt;Kendi kendine eğlenmeye çalışan aylak insan, sürekli en az iki kişilik taşır üzerinde mağrurca: &lt;strong&gt;Seyreden ve seyredilen&lt;/strong&gt;…&lt;br /&gt;Hayatı seyrederken aynı zamanda kendisinin de başkalarının gözünde “seyredilen bir nesne” olduğunu fark ettiği anlarda utanır sadece, kendi içinde daha derinlere düşer, tutku (ve endişe) mesafesi biraz daha açılır… Aylakların genellikle kendilerini kolay eğlendirebilmeleri biraz da bu utancı kendilerine yakıştırmalarındandır…&lt;br /&gt;En basitinden, "şu hayatta kesintisiz huzur hali arıyorum" diyen fuzuli tiplerin nafileliğini "sıfır noktası" aldığımızda ve aylaklar için "kesintisiz ve sürdürülebilir" tek halin belirsizlik olmasından hareketle, &lt;strong&gt;aylak insan, eğlenceyi de ciddiye almak zorunda kalır&lt;/strong&gt;: Tıpkı huzur gibi, eğlenceyi de ancak "zamanda ayrık" ve yine uçucu kaçıcı algılamalar halinde yaşayabileceğini “sezinler” çünkü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylak, şehrin sokaklarında hareket ettikçe, kafasında yarattığı ipuçları, işaretler ve ritüellerin “gerçekleşme” ihtimalini yükseltir: Kendisini ya da çevresini aslında olduğundan başka bir şeye “dönüştürme umudu”, güvensiz ve tekinsiz bir mesafeden seyrettiği hayata müdahale kabiliyetinden mütevellit bir matematik bilmecesidir, ciddiye alınan bir oyundur artık onun için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürdürülebilir tek sosyalleşme biçimi oyun oynamaktır belki de, kim bilir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-7140404846930421491?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/7140404846930421491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=7140404846930421491&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7140404846930421491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7140404846930421491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2009/08/aylaklk-ve-oyun-iliskisi.html' title='Aylaklık ve Oyun İlişkisi'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/R11MbELIACI/AAAAAAAAAG8/jjEscZa-mEI/s72-c/munchflaneuryc3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-4881281146020860352</id><published>2008-08-17T20:58:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T20:58:59.545+03:00</updated><title type='text'>Jan Svankmajer - Dimensions of Dialogue 2</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="300"&gt; &lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt; &lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt; &lt;param name="movie" value="http://www.vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=1545219&amp;amp;server=www.vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt; &lt;embed src="http://www.vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=1545219&amp;amp;server=www.vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.vimeo.com/1545219?pg=embed&amp;amp;sec=1545219"&gt;Jan Svankmajer - Dimensions of Dialogue 2&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://www.vimeo.com/user154499?pg=embed&amp;amp;sec=1545219"&gt;Melih Cilga&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com?pg=embed&amp;amp;sec=1545219"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-4881281146020860352?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/4881281146020860352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=4881281146020860352&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/4881281146020860352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/4881281146020860352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2008/08/jan-svankmajer-dimensions-of-dialogue-2.html' title='Jan Svankmajer - Dimensions of Dialogue 2'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-5462032015778820453</id><published>2008-07-12T19:29:00.001+03:00</published><updated>2008-07-12T19:29:57.947+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='entropi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öğretmen harcama refleksi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='isteksizlik'/><title type='text'>Öğrenme isteksizliği...</title><content type='html'>Hayatın kırılma noktalarından biri... Üzerine giderek, kavga ederek, birlikte sarhoş olup sevişerek, yeterince uzak kalarak, birçok gece hiç dokunmadan birlikte uyuyarak, barışmış gibi yaparak ya da kolayca akla gelmeyen başka yakıcı ve kırıcı şeyler yaparak, sonuçta hayatımızdan çıkarıp atılması gereken tehlikeli arkadaşlarımızdan biri...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-5462032015778820453?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/5462032015778820453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=5462032015778820453&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/5462032015778820453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/5462032015778820453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2008/07/renme-isteksizlii.html' title='Öğrenme isteksizliği...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-1741629021224716201</id><published>2008-06-14T11:17:00.001+03:00</published><updated>2008-06-14T11:22:08.379+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Patti Smith'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dream of Life'/><title type='text'>Patti Smith: Dream of Life</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;object width="420" height="257"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x4543v&amp;related=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x4543v&amp;related=1" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="257" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/x4543v_patti-smith-dream-of-life-trailer_shortfilms"&gt;Patti Smith : Dream of Life (trailer)&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-1741629021224716201?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/1741629021224716201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=1741629021224716201&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1741629021224716201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1741629021224716201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2008/06/patti-smith-dream-of-life.html' title='Patti Smith: Dream of Life'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-8310222093479793349</id><published>2007-12-10T17:21:00.000+02:00</published><updated>2007-12-10T17:24:19.644+02:00</updated><title type='text'>Soluk Boncuk...</title><content type='html'>bilinen hikayedir, sık sık birbirinin yerini alan sevgili adaylarının her birine "biricik aşk"mış gibi davranarak insanın kendini gönüllü olarak kandırması ve durumu idare etmesidir ya "mavi boncuk dağıtmak"... gerçekte kimsenin kimseye aşık olduğu falan yoktur hani, ama bu önemsenmez iki tarafça da... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söylenenle planlananın uyuşmazlığı normalize edilir, gayet sosyal biçimde işleyen insan harcama ve kendini tekrarlama mekanizmaları sayesinde, samimiyet "zamanda ayrık" parçalara bölünür, bir postmodern ahlak, "özel hayatı olmayanlar" arasında yaşanır gider... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü oyun oynayarak yaşamak, sürdürülebilir tek sosyalleşme biçimidir artık ve kendi derdiyle karşısındakinin derdini anlık olarak buluşturabilen kazanır... idare edilen eşitsizliklerin gizliden gizliye biriktirdiği öfke ise, hiç umulmadık bedenlere yansıtılır fütursuzca...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-8310222093479793349?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/8310222093479793349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=8310222093479793349&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8310222093479793349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8310222093479793349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/12/soluk-boncuk.html' title='Soluk Boncuk...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-3579445490096923960</id><published>2007-11-28T17:00:00.000+02:00</published><updated>2007-11-28T17:03:02.699+02:00</updated><title type='text'>akşam sefası...</title><content type='html'>kötü olmak hallerimden biridir, yaşanabilir&lt;br /&gt;kimseye aşık olmayan çıplak sesimle&lt;br /&gt;önünde eğilip beğeniyorum seni&lt;br /&gt;akşamı yavaşlatılmış ölümle&lt;br /&gt;tüketmekten başka yol kalmıyor&lt;br /&gt;dilim düşlerime dönmediğinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masaya yığılmak tek kişilik bir oyunsa&lt;br /&gt;hoşuma gidiyor yalanlarım&lt;br /&gt;kendimle sevişip beğeniyorum seni&lt;br /&gt;gülme birlikte gidelim diyemediğim için&lt;br /&gt;güzelliğimle kaplıyorum sesimi vücudunu&lt;br /&gt;yakan çıplak şeyler yapıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilgisiz anlarda anımsayıp gül&lt;br /&gt;dün akşam inan yalanlarıma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ekim 1996&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-3579445490096923960?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/3579445490096923960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=3579445490096923960&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3579445490096923960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3579445490096923960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/11/akam-sefas.html' title='akşam sefası...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-7958505378801113979</id><published>2007-11-19T16:09:00.000+02:00</published><updated>2007-11-19T16:12:25.219+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gönül indirmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jacques Lacan'/><title type='text'>Güzel bir tanım...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;"Aşk, sevilenin seven olmaya gönül indirmesidir"...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- Jacques Lacan -&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-7958505378801113979?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/7958505378801113979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=7958505378801113979&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7958505378801113979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7958505378801113979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/11/gzel-bir-tanm.html' title='Güzel bir tanım...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-5968165348336139172</id><published>2007-11-18T12:38:00.000+02:00</published><updated>2007-11-18T20:38:37.998+02:00</updated><title type='text'>"Kemalizm bir ibadet biçimidir" ...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/R0AWb0gbNaI/AAAAAAAAAF8/luVYoDJGnqg/s1600-h/hafriyat2_good.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/R0AWb0gbNaI/AAAAAAAAAF8/luVYoDJGnqg/s400/hafriyat2_good.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134128242409289122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmalarını yıllardır ilgiyle ve sevgiyle takip ettiğim &lt;a href="http://www.art-hafriyat.com/"&gt;Hafriyat Sanat Grubu&lt;/a&gt;'nun Karaköy'deki mekanlarında geçen hafta açtıkları "&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Allah Korkusu&lt;/span&gt;" başlıklı afiş sergisi, aşırı sağcı Vakit gazetesi tarafından hedef gösterilince, Hafriyat ekibi de İstanbul Emniyeti'nden koruma istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten en büyük marifeti "korku ticareti" yapmak ve hoşlanmadığı herkesi hedef göstermek olan Vakit'in tavrı, kimse için sürpriz olmadı... Ama sergiyi "korumak" için gelen polisler bazı afişlerden "kuşkulanınca", amirlerine haber verdiler ve olayın rengi biraz değişti. Radikal gazetesi de, herhalde alelacele yazdıkları haberde, polis incelemesi seviyesindeki olayı "savcılık inceleme başlattı" &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=238876"&gt; diye duyurdu&lt;/a&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafriyat Grubu ise, soruşturma açıldığı, takip edildikleri, savcının ifade aldığı gibi iddiaları reddediyor, “Sorun sadece buraya açılışta ‘korumak’ amaçlı gelen polislerin, üç eserin sanatçılarının kimlik bilgilerini istemesi ve sanatçılarca verilmesinden ibarettir” diyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sanat sergisinde suç unsuru olabileceğini düşünerek yasal inceleme başlatılması, Türkiye için hiç de yeni bir durum değil ne yazık ki. Oysa gönül isterdi ki, insanlar en emin oldukları konuları bile tartışabilsinler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama herkesin neredeyse tıpatıp cümlelerle aynı düşünceleri tekrarlayarak "görevini yerine getirdiği" konulara yaratıcı ve eleştirel gözle yaklaşmak, henüz "&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ortalama Türk insanı&lt;/span&gt;"nın alışık olmadığı, tahammül etmekte zorlandığı bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden, milliyetçilik coşkusunun cinnet boyutlarında abartılı biçimde yaşandığı şu günlerde, Hafriyat ekibinin çıkıp da soğukkanlı ve ufuk açıcı şeyler söylemesini çok önemli buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle de Hakan Akçura'nın tasarladığı "&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;yüzü silinmiş Atatürk&lt;/span&gt;" afişi, Murat Belge'ye ait olan "Kemalizm bir ibadet biçimidir" sözüyle birlikte ele alındığında, sergideki en çarpıcı ve tartışma yaratıcı iş olarak öne çıkıyordu bence...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afişin yaptığı gönderme çok basit: İslam dininde peygamberin yüzünün resmedilmesinin yasak olması, bir anlamda, onun fikirlerinin tartışmaya ve eleştiriye kapalı tutulmasının da güvencesidir. İşte, "Kemalizm bir ibadet biçimidir" sözü de tam bu noktaya oturuyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilerek göz ardı etmek isteyenler için hatırlatmakta fayda var: Atatürkçülük bir siyasi ideolojidir, haliyle tartışmaya ve eleştiriye açıktır. &lt;br /&gt;Diğer bakış açılarıyla fikir alışverişi yapmadan, eleştirel mücadele vermeden, hiçbir dünya görüşü kendini yenileyemez ve kaçınılmaz olarak kendini tekrarlamaya başlar: Bu ezberden okuduğumuz tekrarları iyice abarttığımız noktada da, olay artık birtakım duaların her gün tekrarlandığı bir ibadete dönüşür... Bu ideolojinin kurucusu da artık gün gelir, "hikmetinden sual olunmaz" bir peygambere dönüşür...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dileyenler, "&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi ideolojisi Kemalizm ve paradoksal olarak devletin, ordunun ve takipçilerinin siyasal İslam'a karşı çıkışında Atatürk peygamber gibi anılıyor&lt;/span&gt;" diyen Akçura'nın düşüncelerini &lt;a href="http://open-flux.blogspot.com/"&gt;buradan&lt;/a&gt; okuyabilirler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/R0AWkkgbNbI/AAAAAAAAAGE/wVir90sTXgY/s1600-h/ALLAH_KORKUSU_low.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/R0AWkkgbNbI/AAAAAAAAAGE/wVir90sTXgY/s400/ALLAH_KORKUSU_low.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134128392733144498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-5968165348336139172?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/5968165348336139172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=5968165348336139172&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/5968165348336139172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/5968165348336139172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/11/kemalizm-bir-ibadet-biimidir.html' title='&quot;Kemalizm bir ibadet biçimidir&quot; ...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/R0AWb0gbNaI/AAAAAAAAAF8/luVYoDJGnqg/s72-c/hafriyat2_good.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-1180012483666092247</id><published>2007-11-02T21:17:00.000+02:00</published><updated>2007-11-02T21:21:01.133+02:00</updated><title type='text'>Adalet...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Ryt4LIP8mKI/AAAAAAAAAF0/yB1Harecdjg/s1600-h/keman.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Ryt4LIP8mKI/AAAAAAAAAF0/yB1Harecdjg/s400/keman.jpg" border="0" alt="by İnci Vardar"id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128324733279705250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yoktan tutku yaratmaya yelteninceye dek&lt;br /&gt;marifetindi daha iyi yenilmek&lt;br /&gt;gönlün aklına diş geçiremediğinde&lt;br /&gt;ölümden muaf Habil - Kabil misali&lt;br /&gt;hayatının geciktirdiği mükemmel&lt;br /&gt;beklerdi seni inmediğin duraklarda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koşullara bağlı zorunluluğu haksız çıkaran sen&lt;br /&gt;annesine güvenmeyen çocuk gibi&lt;br /&gt;hızlı yüz ifadelerinle ele verirdin kendini&lt;br /&gt;seni eğlendirebildikçe sevdim kendimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapıldığımız müzik cümlesinde&lt;br /&gt;önlenemezdi davetkar bakışların gafleti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kanıtlanamayacak bir teorinin cazibesi&lt;br /&gt;neyi iyileştirdiğini unutmuş bir ilaç&lt;br /&gt;ya da bulamadığım şey olabilirdin&lt;br /&gt;şimdi biliyorum neyim ve ne değilim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adalet adalet diye bağırdığında yenilenler&lt;br /&gt;ilk çocuğumuz olsun heyecan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ocak 1998&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-1180012483666092247?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/1180012483666092247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=1180012483666092247&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1180012483666092247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1180012483666092247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/11/adalet.html' title='Adalet...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Ryt4LIP8mKI/AAAAAAAAAF0/yB1Harecdjg/s72-c/keman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-1590425946794118141</id><published>2007-10-24T20:31:00.000+03:00</published><updated>2007-10-24T20:37:00.641+03:00</updated><title type='text'>Şems ve Mevlana...</title><content type='html'>İsminin anlamı Farsça’da "gökyüzünde parlayan ışık" demek olan Şems, 1247 yılında ortadan kayboldu, bir daha da geri dönmedi. Sevdiğini yitiren Celaleddin Rumi şiir yazmaya başladı. Otuz bin dizeyle Şems’e duyduğu sevgiyi anlattı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda "kendi içinde bulduğu Şems, ay gibi ışık saçmaya" başladı. Celaleddin Rumi, sevgisiyle o kadar özdeşleşti ki, bazı şiirlerini Şems diye imzalar oldu. Shakespeare’den üç yüz yıl önce, şiirin kendi içinde bir müziği olduğunu keşfetti, yine Şems sayesinde… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şems onu terk ettikten sonra, onunla birlikte gezerken yanından geçtiği kuyumcu ustalarının çekiç seslerini, gördükleri su değirmenlerinin seslerini, dinledikleri ney ve davulun seslerini şiire aktardı. İçinde tek başina kaldiği çöllerde en güzel su hayalini Şems’in içtiğine inandı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şems’in &lt;em&gt;ay ışığında altın gibi parlayan iyi niyetli bir zehirli yılan &lt;/em&gt;sessizliğiyle kayıp gittiğini düşündü. Ve Mevlana sonunda dayanamadı, kendi vücudunu bir enstrümana dönüştürdü, ruhunun müziğiyle şiir söylerken dönerek dans etmeye başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şems’in kendisini neden terk ettiğini anlayamadan, gözleri açık öldü…&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-1590425946794118141?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/1590425946794118141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=1590425946794118141&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1590425946794118141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1590425946794118141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/10/ems-ve-mevlana.html' title='Şems ve Mevlana...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-3943210616906540081</id><published>2007-10-24T20:30:00.000+03:00</published><updated>2007-10-24T20:31:32.094+03:00</updated><title type='text'>İlişkileri aidiyetten kurtarmak...</title><content type='html'>Gündelik hayattaki çelişkilerin gün geçtikçe keskinleşmesi, verili koşullarda hem sosyal hem de mutlu olmanın giderek zorlaşması, insanları kendileri gibi olmayanları dışlamaya ve “mevcut aidiyetleri çerçevesinde” mutluluk arayışlarına yöneltiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim gibi olmayanları dışlayarak, kendi meşrebimizce adalet dağıtmaya başlıyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa başkalarına yöneltilen şiddet, sistemin doğasından gelen eşitsizlik ve yoksunlukların sorumluluğunu başka kurbanlara ödetme çabası galiba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklılıkların paylaşılmasının getireceği yeni ödevlerden korkan insan, biraz dinginlik uğruna, biraz da kibrine yenilerek, kendini tekrarlamak istiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü “sorumluluğu üstlenilen” yeni bilgi, beraberinde acıyı da getiriyor: Başkalarına dair farkına vardığınız verileri, samimi hukuku ve ahlakı olan bilgilere dönüştürdükçe daha çok acı çeker, bireysel aydınlanma için ödenmesi gereken bedellerle tanışırsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı farklı deneyimlerle zenginleştirmenin yolu, edinilen bilginin sorumluluğunu da üstlenmekten geçer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündelik mesaj ve haber bombardımanı arttıkça, umut bağladığımız vaatler sahiciliğini yitirir, popüler ama sahte gündemlerin hareket alanı genişler, totalitarizme tapınmaktan ya da &lt;strong&gt;omurgasızlığa &lt;/strong&gt;(ahlakı reddeden nihilizm) kadar varılabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden, aidiyet duyduğumuz vaatler geleceğe ya da öbür dünyaya ertelenirdi. Şimdi “&lt;em&gt;yapıyormuş gibi olmak&lt;/em&gt;”, vaadin hiçbir zaman tutulmayacak olmasını gizliyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-3943210616906540081?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/3943210616906540081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=3943210616906540081&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3943210616906540081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3943210616906540081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/10/ilikileri-aidiyetten-kurtarmak.html' title='İlişkileri aidiyetten kurtarmak...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-6566973690616071691</id><published>2007-10-24T20:18:00.000+03:00</published><updated>2007-10-24T20:27:03.753+03:00</updated><title type='text'>Mahremiyet ve mahrumiyet ilişkisi...</title><content type='html'>Ellerinden şimdilik ancak bu kadarı geldiği için, bir yandan rutine bağlanmış hayatlar yaşarken, öte yandan da talihsizliklerinin ciddiye alınmasını istemek cesaretini gösterebilen insanların "merak ve heyecan ve samimiyet" konusundaki modern çaresizliğinin fotoğrafını çekmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Güçlü insanlar anlaşılmaz şeyler yaparlar": Mutsuz sevişme denemeleri ve ciddi iletişimsizlik sahneleriyle dolu hayatlar yaşayan insanların, henüz tam adını koyamadıkları bir umutla sürdürdükleri samimi, ama bir o kadar da tehlikeli bir mücadeleyi anlatıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinçli hayatlarımızın akışını, dile getirilebilen ve arkasında durulabilen istekler yönetiyorsa eğer, &lt;strong&gt;mahrumiyetlerimizle &lt;/strong&gt;mücadele edebilmenin bir yolu da, normal koşullarda kendimizden beklemeyeceğimiz bir "zamane korsanı" cesaretiyle, &lt;strong&gt;mahremiyet &lt;/strong&gt;duvarlarımızı tanımadığımız insanlarla bile tartışmaya başlayabilmektir belki de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen gülümseyerek "&lt;em&gt;kendimden beklemezdim bunu&lt;/em&gt;" diyebilmek lazım... Ne de olsa, yanılmış olmaya değen yanılgılar güzeldir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-6566973690616071691?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/6566973690616071691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=6566973690616071691&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/6566973690616071691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/6566973690616071691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/10/mahremiyet-ve-mahrumiyet-ilikisi.html' title='Mahremiyet ve mahrumiyet ilişkisi...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-8357721514918488148</id><published>2007-10-24T20:13:00.000+03:00</published><updated>2007-10-24T20:17:53.458+03:00</updated><title type='text'>On Emir'den birkaçı...</title><content type='html'>Yaklaşık 3000 yıl önce yazıldığına inanılan, Tevrat - çıkış (exodus) / bap 20'de yer alan ve tanrı'nın musa'ya hitaben dile getirdiği kurallar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- karşımda başka ilahların olmayacak. &lt;br /&gt;4- kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin. &lt;br /&gt;7- allah'ın rab'in ismini boş yere ağıza almayacaksın. &lt;br /&gt;8- sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tutacaksın.&lt;br /&gt;9- altı gün işleyeceksin ve bütün işini yapacaksın, fakat yedinci gün allah'ın rab'e sebttir. Sen ve oğlun ve kızın, kölen ve cariyen ve hayvanların ve kapılarında olan garibin hiçbir iş yapmayacaksınız. &lt;br /&gt;11- çünkü rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı. &lt;br /&gt;12- babana ve anana hürmet edeceksin. &lt;br /&gt;13- katletmeyeceksin. &lt;br /&gt;14- zina etmeyeceksin. &lt;br /&gt;15- çalmayacaksın. &lt;br /&gt;16- komşuna karşı yalan şehadet etmeyeceksin. &lt;br /&gt;17- komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine, yahut öküzüne, yahut eşeğine, yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-8357721514918488148?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/8357721514918488148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=8357721514918488148&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8357721514918488148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8357721514918488148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/10/on-emirden-birka.html' title='On Emir&apos;den birkaçı...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-3210516299088647429</id><published>2007-10-24T20:03:00.000+03:00</published><updated>2007-10-24T20:12:54.032+03:00</updated><title type='text'>Çizgi roman koleksiyonu yapmak...</title><content type='html'>Bu koleksiyoncuların bir alt-grubu, yalnızca "anti kahraman"ların çizgiromanlarını biriktirirler: "esse gesse", "dc comics" ve "marvel comics"in çelik blek, tommiks, kızılmaske ya da superman, batman vs. gibi, hemen her durumda "kazanan"ı oynayan, erdem ve ahlak abidesi "kahraman"larına biraz mesafeli dururlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anti kahraman deyince corto maltese, ken parker, mister no, teks, büyülü rüzgar ilk akla gelenler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Corto'nun "bu hayatta kimseye verilecek hesabım yok. Korktum ve ölmemek için kaçtım" demesi, ken parker'ın kamp kurduğu gecelerde ateşin başında edgar allen poe okuması, mister no'nun "şehir kaçkını flaneur" karakteri, teks'in gözükara idealistliği, bazı koleksiyonerlerin aklını başından alır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki ele aldıkları konu itibariyle martin mystere ve dylan dog'un da özel bir ilgiyi hak ettiklerini belirtmek lazım... En azından senaryo yazarlarının edebiyat, sanat ve antropoloji konusunda ince ince araştırmalar yapıyor olmaları bile yeterli bir cazibe unsuru...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce elimizden düşmeyen "atlara fısıldayan adam" jeriko ya da incil'den fırlamış katil ruhlu dedektif judas da kuşkusuz unutulmazlar arasındadır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-3210516299088647429?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/3210516299088647429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=3210516299088647429&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3210516299088647429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3210516299088647429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/10/izgi-roman-koleksiyonu-yapmak.html' title='Çizgi roman koleksiyonu yapmak...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-3249651402725994241</id><published>2007-10-24T20:00:00.000+03:00</published><updated>2007-10-24T20:03:19.763+03:00</updated><title type='text'>Siyasi karar...</title><content type='html'>Bu dünyada insanı belirli bir süre için güçlü kılan en önemli yeteneklerden birisi, karar verebilmek ve onu uygulamak ve hemen ardından sonuçlara bakarak yeni kararlar verebilmek iradesidir... Çünkü hayata kararlı biçimde müdahale eden bir insanın önünde, en azılı düşmanları bile en azından kısa bir süre için suskun kalırlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin nerede nasıl yaşayacağına, nasıl bir hayata layık olacağına ve nasıl öleceğine karar verenlerin kim olacağı, fena halde değişkendir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündelik hayatın akışı içerisinde, önceki kararlarımıza dayanarak "haklı ve yerinde bulduğumuz" sebepler yüzünden, “gerektiğinde” birilerini öldürmeyi ve “gerekiyorsa” ölmeyi bile hepimizin onayladığı en güçlü irade biçimi olan "siyaset yapmak" da tam bu noktada devreye girer işte... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanların karar vericileri, işte o bir milyon hesap kitabın dışında kalan ve kontrol edemedikleri birtakım parametreler yüzünden, farkında olmadan bizzat kendilerinin de nasıl öleceklerine karar verirler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasetin gerektirdiği şeyler gerçekleşir ve hepimiz suskun kalırız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-3249651402725994241?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/3249651402725994241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=3249651402725994241&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3249651402725994241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3249651402725994241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/10/siyasi-karar.html' title='Siyasi karar...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-8848400114578676311</id><published>2007-10-04T11:38:00.000+03:00</published><updated>2007-10-04T11:42:39.307+03:00</updated><title type='text'>Millward Brown Hatırası...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RwSnULtXhsI/AAAAAAAAAFk/VDChCeA8sfE/s1600-h/ofis.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RwSnULtXhsI/AAAAAAAAAFk/VDChCeA8sfE/s400/ofis.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117399041782023874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-8848400114578676311?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/8848400114578676311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=8848400114578676311&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8848400114578676311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8848400114578676311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/10/millward-brown-hatras.html' title='Millward Brown Hatırası...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RwSnULtXhsI/AAAAAAAAAFk/VDChCeA8sfE/s72-c/ofis.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-2740944630752801829</id><published>2007-10-02T13:53:00.000+03:00</published><updated>2011-09-24T14:53:53.884+03:00</updated><title type='text'>Marketing to Muslim Consumers in Turkey...</title><content type='html'>&lt;a href="http://img.sabah.com.tr/im/2007/06/04/785DD228465CC64EB6B39727r.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://img.sabah.com.tr/im/2007/06/04/785DD228465CC64EB6B39727r.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Until recently, many multinational companies have chosen not to segment the market on the basis of religion. However, recent developments such as McDonalds starting to sell halal chicken in one of its London restaurants and IKEA offering Muslim employees in the USA IKEA-branded hijabs suggest that this situation might be changing.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The worldwide Muslim population is around 1-1.5 billion, we can only make an estimate on this figure as some countries don’t keep a record of religious affiliations. This is approximately one fifth of the world’s population, a significant market with specific needs that marketers can’t afford to ignore. However, even within the Muslim population, there are differences in preference due to nationality, social class and the degree to which the faith is followed.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Turkey a country of contrasts&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;An interesting country to look at when considering marketing to the Muslim consumer is Turkey, a secular country yet predominantly Muslim country (98 percent of the population are Muslim). As a European Union candidate country, Turkey is currently going through a period of immense reform and economic growth. This is causing some interesting effects in daily economic life and consumption habits.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A situation that recently caused a great deal of discussion in the Turkish media was the case of a dinner held by the Minister for Internal Affairs, a devout Muslim. At the end of the meal, the Minister was furious to discover that wine, which is forbidden, was used in the preparation of his meal. However, the furore and debate that this caused in the media is all the more interesting when you consider that the consumption of alcoholic drinks in Turkish out-of-home venues grew by 35 percent during the first half of 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;According to a TGI Turkey 2006 report, 48 percent of Turkish people said that they definitely agree with the statement "Religion plays an important part in my life". In another survey conducted for the BBC* 91 percent of Turks interviewed said "We are religious people". However, 85 percent believe that someone who does not pray or practice Islamic rules in their daily life can still be a Muslim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Conservative but conspicuous&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Whilst Turkish culture is undergoing a period of intense and exciting change, there is a tension between global capitalism, democratic humanitarian values and Islamic principles as the nation attempts to determine its role in the international arena. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As certain segments within the politically active and religious sections of the Turkish population become wealthier, an Islamist “merchant class” with conservative values and a taste for conspicuous consumption has begun to emerge. One sign of this is an increased interest in fashion, especially amongst upper-class, urban, well-educated, young Muslim women. Islamic clothing stores, fashion shows, fitness and beauty centers have become commonplace across Turkey as the market attempts to capitalize on this new opportunity. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In the last two decades, this emerging urban Islamic consumption behavior, in part opposing and in part imitating secular consumption practices, has resulted in some interesting new developments. One example is the new five star Islamic summer resorts which offer alternative vacations to religiously sensitive upper and middle classes. On these faithful, but expensive beaches, men and women swim in separate sections, the women wearing a "haşema" — a fully covering overcoat and swimsuit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;The demand for Western goods&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Although religiously sensitive members of the upper and middle Turkish classes appear to be rejecting modern Western ideas in the name of traditional values, they are still willing to spend money on Western lifestyle goods. As well as tuning into Islamic radio and TV channels, they also watch CNN and MTV, wear jeans, drink Coke, rely on modern technology and are embedded in global political and economic relations. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It might have been expected that, as people move from rural areas to urban centers, their consumption habits would change, becoming more receptive to Western consumerism. However, this has not been the case in Turkey. Strong religious networks provide support to the new migrants and heavily influence their lifestyle and consumption habits, with local leaders of the groups often suggesting where they should shop.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The new merchant class in Turkey is, for the moment, relatively small and so the majority of Muslim consumers can only pursue a modest and traditional lifestyle. The lower-class, less-educated Muslim consumers intrinsically tend to reject European and American brands, instead preferring to consume Islamic-related equivalents, for example they buy Cola Turka rather than Coca-Cola. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Conclusion&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;It is clear from briefly considering the differences amongst Muslims in Turkey that the Muslim consumer here is not a homogeneous grouping. Although there are many different sects in Islam, Muslims share certain similar preferences which should be taken into account when positioning goods and services. As many of the countries that are currently forecast to experience significant economic growth have a substantial Muslim population, it is essential that marketers consider these preferences rather than risk alienating a potentially valuable market.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Original article is available &lt;a href="http://www.millwardbrown.com/Sites/MillwardBrown/Content/News/EPerspectiveArticles.aspx?id=%2f200710010001"&gt;here&lt;/a&gt;...&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-2740944630752801829?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/2740944630752801829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=2740944630752801829&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/2740944630752801829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/2740944630752801829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/10/marketing-to-muslim-consumers-in-turkey.html' title='Marketing to Muslim Consumers in Turkey...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-2513333915676579698</id><published>2007-09-16T19:13:00.000+03:00</published><updated>2007-09-16T20:02:32.514+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='everest'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bienal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vahram Aghasyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Xu Zhen'/><title type='text'>10. İstanbul Bienali, AKM - Taksim...</title><content type='html'>Bienal'in Taksim AKM'deki bölümünde, belki de en ilginç şey, Xu Zhen'in "&lt;strong&gt;8848–1.86 Everest'in Kesilmesi&lt;/strong&gt;" işiydi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Everest Dağı’nın en üst 1.86 metrelik kısmı, ekibi zirveyi keserken gösteren bir video ve dağ tırmanış araç gereçleri, hepsi birarada... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki bir de Vahram Aghasyan'ın "&lt;strong&gt;Hayalet Şehir&lt;/strong&gt;" resimleri: Ermenistan'da 1988 yılındaki bir depremden sonra Sovyet Hükümeti, evsiz kalanlara yardım etmek amacıyla Mush adında yeni bir yerleşim bölgesi inşa etmeye başlıyor ama bu yeni şehir bir türlü bitirilemiyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="353"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/N__tCSu2aH8"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/N__tCSu2aH8" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="353"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-2513333915676579698?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/2513333915676579698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=2513333915676579698&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/2513333915676579698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/2513333915676579698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/09/10-istanbul-bienali-akm-taksim.html' title='10. İstanbul Bienali, AKM - Taksim...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-3839550724808319957</id><published>2007-09-09T00:07:00.000+03:00</published><updated>2007-09-09T11:21:51.751+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iyimserlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='optimism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bienal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='antrepo'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rüya evi'/><title type='text'>10. İstanbul Bienali'nde İlk Gün...</title><content type='html'>Konu başlığı "İyimserlik" olan Bienal'in ilk gününde Antrepo No. 3'te hoşuma giden işlerden bazıları... &lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="350"&gt; &lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/N8jEXktqqhY"&gt; &lt;/param&gt; &lt;embed src="http://www.youtube.com/v/N8jEXktqqhY" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="350"&gt; &lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki devamı gelecek... :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-3839550724808319957?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/3839550724808319957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=3839550724808319957&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3839550724808319957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3839550724808319957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/09/10-istanbul-bienalinde-ilk-gn.html' title='10. İstanbul Bienali&apos;nde İlk Gün...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-8840282429975199129</id><published>2007-08-24T14:24:00.001+03:00</published><updated>2007-08-24T14:26:30.384+03:00</updated><title type='text'>Meyhanede şiir ve rakı zirvesi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rs7AVMXkrHI/AAAAAAAAAFU/tWvDUYvjmfg/s1600-h/zirve1.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rs7AVMXkrHI/AAAAAAAAAFU/tWvDUYvjmfg/s400/zirve1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5102226898187234418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-8840282429975199129?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/8840282429975199129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=8840282429975199129&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8840282429975199129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8840282429975199129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/08/meyhanede-iir-ve-rak-zirvesi.html' title='Meyhanede şiir ve rakı zirvesi...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rs7AVMXkrHI/AAAAAAAAAFU/tWvDUYvjmfg/s72-c/zirve1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-43037865928999820</id><published>2007-08-17T13:37:00.000+03:00</published><updated>2007-08-18T10:02:55.001+03:00</updated><title type='text'>MetBlogs Posts by aynadakileke...</title><content type='html'>&lt;a href="http://istanbul.metblogs.com/profile.phtml?author=260&amp;showall=1"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RsV7IMXkrGI/AAAAAAAAAFM/FcvDA5g9Bg0/s400/metblog1.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5099617533756222562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MetroBlogging &lt;a href="http://istanbul.metblogs.com/profile.phtml?author=260&amp;showall=1"&gt;posts&lt;/a&gt; by aynadakileke... :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-43037865928999820?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/43037865928999820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=43037865928999820&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/43037865928999820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/43037865928999820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/08/metblogs-posts-by-aynadakileke.html' title='MetBlogs Posts by aynadakileke...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RsV7IMXkrGI/AAAAAAAAAFM/FcvDA5g9Bg0/s72-c/metblog1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-4488037213558356636</id><published>2007-06-09T23:06:00.000+03:00</published><updated>2007-06-11T21:35:50.558+03:00</updated><title type='text'>Resmi olmayan şeye resim aramak...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RmsIZbnxDNI/AAAAAAAAAE4/Jfy5WeNVUj0/s1600-h/love.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RmsIZbnxDNI/AAAAAAAAAE4/Jfy5WeNVUj0/s400/love.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074158638167297234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Bir yerlere koyamadığını kalbine koyarsın."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- Özden Öktem -&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-4488037213558356636?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/4488037213558356636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=4488037213558356636&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/4488037213558356636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/4488037213558356636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/06/resmi-olmayan-eye-resim-aramak.html' title='Resmi olmayan şeye resim aramak...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RmsIZbnxDNI/AAAAAAAAAE4/Jfy5WeNVUj0/s72-c/love.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-4709779401120328326</id><published>2007-06-03T20:56:00.000+03:00</published><updated>2007-06-23T01:11:40.091+03:00</updated><title type='text'>Dragon Boat in Golden Horn...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RmMBYA88myI/AAAAAAAAAEw/l2pKCyYoLx0/s1600-h/kurek5.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RmMBYA88myI/AAAAAAAAAEw/l2pKCyYoLx0/s400/kurek5.jpg" border="0" alt="Feshane, Haliç 2007"id="BLOGGER_PHOTO_ID_5071899117433428770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-4709779401120328326?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/4709779401120328326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=4709779401120328326&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/4709779401120328326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/4709779401120328326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/06/yeniden-spor-yapmak-iyi-geldi.html' title='Dragon Boat in Golden Horn...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RmMBYA88myI/AAAAAAAAAEw/l2pKCyYoLx0/s72-c/kurek5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-7783061931731254675</id><published>2007-03-05T22:44:00.000+02:00</published><updated>2007-03-05T22:47:27.914+02:00</updated><title type='text'>Çöldeki Prens...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/ReyBfyL8SaI/AAAAAAAAAEk/qDmdhILXnU8/s1600-h/fearful_girl.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/ReyBfyL8SaI/AAAAAAAAAEk/qDmdhILXnU8/s400/fearful_girl.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5038544466168531362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göç etmeyen yabani kuşlar misali&lt;br /&gt;rüzgarda sürüklenirdi kökleri olmayanlar&lt;br /&gt;uzun zamandır tek eğlencendi bana inanmamak&lt;br /&gt;kafan karıştığında refleksleşir gafletler&lt;br /&gt;en güzel su hayalini sen içerdin içindeki çöllerde&lt;br /&gt;içtiğin su akardı mektubundan yüreğime&lt;br /&gt;çölünü güzel kılan aradığım kuyuyu gizliyor olmasıydı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;baktığım her şey birgün öleceğime kanıt&lt;br /&gt;beni reddeden şey bir basit yanıttı&lt;br /&gt;sorularım gizli aşk davetleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve içimde ayışığında altın gibi parlayan &lt;br /&gt;iyi niyetli zehirli yılan&lt;br /&gt;tüm bilmeceleri çözerdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa olmamalıydı, hani gitmiştin artık&lt;br /&gt;bir yere doğru giderken, durduğun yerden mutlu&lt;br /&gt;neredeyiz diyerek nereden geldiğimizi sorardın&lt;br /&gt;çok korkar kendimi burada bulurdum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep gündüz olurdu sen istediğin sürece &lt;br /&gt;oysa ben talihsizliklerimin ciddiye alınmasını isterdim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bir hikayeyle ödüyorum geçmişimizin bedelini&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;sanırım yalnızca senin gülen yıldızların olacak&lt;/em&gt;"&lt;br /&gt;anlamışsındır, ölmüşüm gibi yapıp ölmeyeceğim&lt;br /&gt;deliler gibi merak ediyorum&lt;br /&gt;şimdi nasılsın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Temmuz 1997 - Haziran 2004&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-7783061931731254675?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/7783061931731254675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=7783061931731254675&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7783061931731254675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7783061931731254675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/03/ldeki-prens.html' title='Çöldeki Prens...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/ReyBfyL8SaI/AAAAAAAAAEk/qDmdhILXnU8/s72-c/fearful_girl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-75166238886568902</id><published>2007-02-10T13:54:00.000+02:00</published><updated>2007-02-04T22:05:18.520+02:00</updated><title type='text'>Postmodern İlişkiler...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rc2yrGqgKpI/AAAAAAAAAEY/KzfFoQhDteA/s1600-h/vampirella.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rc2yrGqgKpI/AAAAAAAAAEY/KzfFoQhDteA/s400/vampirella.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5029872812435712658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Meraksız çocuklara açıklama-&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Son yirmi otuz yıldır hayatlarımızın üzerinde gri renkli bir hayalet gibi dolaşan postmodernizmden hiç de hoşnut değilim açıkçası...&lt;br /&gt;Özellikle de insan ilişkilerine, değer yargılarımıza ve "sosyal hayattaki ahlak" anlayışımıza olumsuz etkileri olduğunu düşünüyorum. Çünkü,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Arkadaşlıkları, evlilikleri ya da iş hayatındaki ilişkileri "fast food" mantığıyla yaşamak, postmodernizmin en çarpıcı özelliği... Bir şeyi "öylesine" yapıyormuş gibi görünmenin, gerçekten o işin hakkını vererek yapmaktan daha kolay olduğunun fark edilmesiyle yaygınlaşmaya başlamış bir trend bu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Sorumluluk ve sahicilik gibi kavramların demode ilan edilmesinin ardından "in" hale gelen "dostlar alışverişte görsün" mantığıyla hayata bakmak da, başka bir tipik özelliği... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Özel hayatın gizliliğine saygı duymak diye bir kavram da yoktur postmodern ilişkilerde. Herkes herkesin ıcığını cıcığını öğrenmek ister ve hatta kendisininkileri de ifşa etmek ister... Bir tür "vitrinde yaşamak isteği" yönlendirir ilişkileri... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Ve nihayet, argodaki karşılığını "ben yaptım, oldu! Yersen kardeşim!" biçiminde bulan bir bakış açısının, tüm sosyal ilişkilere yansıması durumudur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tabii ki bu postmodernizm denilen şey de gökten zembille inmedi hayatımıza. Tamamen bir etki-tepki mekanizması yüzünden, kaçınılmaz biçimde yaşandı bu gelişmeler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-75166238886568902?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/75166238886568902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=75166238886568902&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/75166238886568902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/75166238886568902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/02/postmodern-ilikiler.html' title='Postmodern İlişkiler...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rc2yrGqgKpI/AAAAAAAAAEY/KzfFoQhDteA/s72-c/vampirella.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-259598757181958111</id><published>2007-02-04T22:04:00.000+02:00</published><updated>2007-02-04T22:05:18.910+02:00</updated><title type='text'>"Do You Love Me" - 1994</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/lOiUPl5GjTE"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/lOiUPl5GjTE" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-259598757181958111?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/259598757181958111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=259598757181958111&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/259598757181958111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/259598757181958111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/02/do-you-love-me-1994.html' title='&quot;Do You Love Me&quot; - 1994'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-4909942480231642819</id><published>2007-01-31T21:23:00.000+02:00</published><updated>2007-01-31T21:25:35.657+02:00</updated><title type='text'>Uykusuzluk...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RcDs754NQZI/AAAAAAAAAD8/-QqOkBgaKfc/s1600-h/sorry.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RcDs754NQZI/AAAAAAAAAD8/-QqOkBgaKfc/s400/sorry.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5026277698038481298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Herkes aynı dünyaya uyansa da, uyku herkesi kendine ait bir dünyaya götürür...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-4909942480231642819?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/4909942480231642819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=4909942480231642819&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/4909942480231642819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/4909942480231642819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/uykusuzluk.html' title='Uykusuzluk...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RcDs754NQZI/AAAAAAAAAD8/-QqOkBgaKfc/s72-c/sorry.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-1964684228922647608</id><published>2007-01-30T22:03:00.000+02:00</published><updated>2007-01-30T22:05:41.287+02:00</updated><title type='text'>Kan Uyku...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rb-kt5dWUKI/AAAAAAAAADw/FTFChPmxTWU/s1600-h/hard_choice.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rb-kt5dWUKI/AAAAAAAAADw/FTFChPmxTWU/s400/hard_choice.jpg" border="0" alt="zor seçim..."id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025916817593749666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir biz varız güzel öbürleri hep çirkin&lt;br /&gt;bir de bu terli karanlık&lt;br /&gt;sonra bir şey daha var muhakkak ama adını bilmiyorum&lt;br /&gt;nereden başlasam sonunda o ışıkla karşılaşıyorum&lt;br /&gt;yarı çıplak utanmaz bir kadın resmini aydınlatıyor&lt;br /&gt;akşam oluyor ya bir türlü inanamıyorum&lt;br /&gt;oturmuş iri yapılı adamlar esrar çekiyorlar&lt;br /&gt;daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su&lt;br /&gt;sarı toprakdan testileri güneşte pişiriyorlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir korkuyorum yanlız kalmaktan bir korkuyorum&lt;br /&gt;gündüzleri delice çalışıyorum geceleri kadınlarla yatıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra birden büyümüş görüyorum ağaçları&lt;br /&gt;kısrakları birden yavrulamış&lt;br /&gt;havaları birden güneşli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadınlarla yattığım yetse ya&lt;br /&gt;bir de kadınlarla yattığıma inanmam gerekiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hoşlanmıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- Turgut Uyar -&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-1964684228922647608?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/1964684228922647608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=1964684228922647608&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1964684228922647608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1964684228922647608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/kan-uyku.html' title='Kan Uyku...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rb-kt5dWUKI/AAAAAAAAADw/FTFChPmxTWU/s72-c/hard_choice.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-8162519142285144624</id><published>2007-01-29T21:34:00.000+02:00</published><updated>2007-01-29T21:54:08.954+02:00</updated><title type='text'>Gregory Bateson ve Schismogenesis...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rb5Pw5dWUJI/AAAAAAAAADk/8OovbFeSbeE/s1600-h/bateson2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025541935668285586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rb5Pw5dWUJI/AAAAAAAAADk/8OovbFeSbeE/s400/bateson2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gregory_Bateson"&gt;Gregory Bateson&lt;/a&gt;’ın 1959 tarihli "Minimal Requirements for A Theory of Schizophrenia" isimli yazısında ortaya attığı, “ayrılarak yeniden doğmak” anlamına gelen bir terim “&lt;em&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Schismogenesis"&gt;schismogenesis&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;”... Bir ilişkide muhattabımızı bizden uzaklaştıran feedback’ler vermeyi, kapsama alanı sistematik biçimde genişleyen bir spirali andıran bilinçli davranışlarla sürdürerek, kendimize nefes alabileceğimiz yeni bir yaşam alanı açmak çabasını anlatır...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Örneğin birisine bağlanmaktan korkan kişi ile terk edilmekten korkan muhattabı arasındaki klasik trajik ilişki, schismogenesis’in yaşanabileceği elverişli bir zemindir: Tarafların birbirlerine yakınlaşmak için yapacakları her hareket, bir içine kapanma ve panik atakla cevaplanır... Fakat “ters işleyen schismogenesis” ise, tarafların birbirine sırılsıklam aşık olmasıyla sonuçlanır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-8162519142285144624?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/8162519142285144624/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=8162519142285144624&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8162519142285144624'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/8162519142285144624'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/gregory-bateson-ve-schismogenesis.html' title='Gregory Bateson ve Schismogenesis...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rb5Pw5dWUJI/AAAAAAAAADk/8OovbFeSbeE/s72-c/bateson2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-259740281242501138</id><published>2007-01-29T20:40:00.000+02:00</published><updated>2007-01-29T20:42:03.195+02:00</updated><title type='text'>Labunyaca...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rb4_updWUGI/AAAAAAAAADA/FGxll6HxQnI/s1600-h/labunyaca.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025524304827535458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rb4_updWUGI/AAAAAAAAADA/FGxll6HxQnI/s400/labunyaca.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Travestilerin güvenlik amacıyla icat ettikleri ve kendi aralarında konuşurken kullandıkları özel bir dil bu... Ayrıca İstanbul'un çeşitli semtlerinde, "bıçkın kenar mahalle delikanlısı" tabir edilen bazı erkekler de, yabancı birisinin yanındayken ya da poliste nezarethanedeyken, kendi aralarında bu dili kullanırlar... Yaklaşık 400 - 500 kelimeden oluştuğu tahmin edilen Labunyaca’da gizlilik esastır: Sözcüklerin büyük çoğunluğu hiçbir kaynağa dayanmaz, yani kafadan uydurulmuştur. Öte yandan az sayıda Romanca (Çingenece) sözcük de içeriyor...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-259740281242501138?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/259740281242501138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=259740281242501138&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/259740281242501138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/259740281242501138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/labunyaca.html' title='Labunyaca...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Rb4_updWUGI/AAAAAAAAADA/FGxll6HxQnI/s72-c/labunyaca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-9030953374716398539</id><published>2007-01-28T19:02:00.000+02:00</published><updated>2007-01-28T19:08:48.539+02:00</updated><title type='text'>Önyargı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzXfpdWUFI/AAAAAAAAAC0/Hz-gpeWD7aY/s1600-h/grannies.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025128222943498322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzXfpdWUFI/AAAAAAAAAC0/Hz-gpeWD7aY/s400/grannies.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir bakışta gözlerinle anında hüküm verdiğin bir insanı yargısız infazla dışlayıp yok saymak, en yaygın refleks şu anda: "Dillerini" anlayamadığımız insanları küçümsüyor ve harcıyoruz! Kapalı sistemin rehaveti, yeni iletişimler kurmamızı sağlayacak risk alma cesaretimizi alt ediyor... Merak duygusu, hepimiz tarafından üvey evlat muamelesine mahkum ediliyor... &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu ülkede haksızlığa uğramışlık duygusu ve "kurban kültürü" çok yaygın. Bu yüzden de, adaletin tecellisi ve haksızlığın giderilmesi ihtimali, neredeyse piyangoda büyük ikramiyenin çıkması umuduna dönüşüyor. Herkes birbirini şikayet ediyor, ihbar ediyor ya da imkanı varsa cezasını kendisi veriyor. Az kötüyse, adalet dağıtma işini kendi üzerine aldığı için, çok kötüyse de "Ya tutturursam!?" mantığıyla davrandığı için, kendi yenilmişliklerinin / başarısızlıklarının / art niyetlerinin bedelini başkasına yıkmak için fırsat kolluyorlar... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-9030953374716398539?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/9030953374716398539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=9030953374716398539&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/9030953374716398539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/9030953374716398539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/nyarg.html' title='Önyargı...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzXfpdWUFI/AAAAAAAAAC0/Hz-gpeWD7aY/s72-c/grannies.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-3853031709352846423</id><published>2007-01-28T18:57:00.000+02:00</published><updated>2007-01-28T19:00:56.675+02:00</updated><title type='text'>Konsantrasyon...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzWpZdWUEI/AAAAAAAAACg/QAz9NJDjEBY/s1600-h/fil.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025127290935595074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzWpZdWUEI/AAAAAAAAACg/QAz9NJDjEBY/s400/fil.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Kitap okumak, insanı tek başına bir sessizliğe gömer. İnsan kendini bulur: Batılı anlamda "birey" böyle doğar...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-3853031709352846423?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/3853031709352846423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=3853031709352846423&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3853031709352846423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3853031709352846423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/konsantrasyon.html' title='Konsantrasyon...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzWpZdWUEI/AAAAAAAAACg/QAz9NJDjEBY/s72-c/fil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-6476226420338075715</id><published>2007-01-28T18:49:00.000+02:00</published><updated>2007-01-28T18:56:32.292+02:00</updated><title type='text'>Etkileşim Tasarımı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzVAZdWUBI/AAAAAAAAACA/nek8FLjjfZE/s1600-h/bath_tub.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025125487049330706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzVAZdWUBI/AAAAAAAAACA/nek8FLjjfZE/s400/bath_tub.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Cultural and Social Aspects of Interaction Design &amp; Information Architecture" meselesi üzerine mesai harcayacak herkesin İtalya'daki &lt;a href="http://www.interaction-ivrea.it/en/index.asp"&gt;Ivrea Institute&lt;/a&gt;'dan haberdar olması gerektiğine inanıyorum...&lt;br /&gt;Kısaca özetlemek gerekirse, Ivrea iyi işleyen bir etkileşim modeli tasarlamanın zorlukları üzerine diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)Dilini anlayamadığımız her şeye ve herkese önce mesafeyle bakıp sonra da umursamamak gibi bir içgüdü geliştirmiş olanların da bunda kabahati yok değil tabii ki.Normal insanlar olarak, birçok tasarlanmış ürünle iletişim ve etkileşim kuramıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)Kullanım değeri ve mesaj değeri:Geleneksel endüstriyel tasarım, bir ürünün işlevselliğiyle ve bir eşya olarak taşıdığı görünümle uğraşır: Etkileşim tasarımının ise daha başka noktalara da vurgu yapması kaçınılmaz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu tasarım ürünüyle birlikte yaşadığımız deneyimlerin ve “paylaşacağımız davranışların”, gündelik hayatımızın kalitesini artırabilir olmaları gerekir.&lt;br /&gt;Hayatımızı kolaylaştıran, hayatımızın kalitesini artıran ve hayatımızı biraz daha anlamlandıran bir iletişim deneyimi yaşamak, etkileşim için iyi bir tanım.Bunlar da bizi yeni bir estetik anlayışına götürüyor: Yani tasarımın adab-ı muaşeretine: Görünümün olduğu kadar, kullanımın ve yaşanılan deneyimin de belirleyici olduğu yeni bir tasarım estetiği…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat ne tuhaf, vapurlar filan...:) Eylül 2001'de YKY Sanat Dünyamız dergisinin internet özel sayısına yazdığım "Dondurulmuş Konuşma" makalesi vardı tabii ki, "Bilgi Mimarisi ve İnternette Etkileşim Tasarımı" hakkında derli toplu yazdığım ilk yazıdır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-6476226420338075715?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/6476226420338075715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=6476226420338075715&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/6476226420338075715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/6476226420338075715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/etkileim-tasarm.html' title='Etkileşim Tasarımı...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzVAZdWUBI/AAAAAAAAACA/nek8FLjjfZE/s72-c/bath_tub.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-2541001495946501925</id><published>2007-01-28T18:40:00.000+02:00</published><updated>2007-01-28T18:49:13.038+02:00</updated><title type='text'>Object of Desire...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzTyZdWT_I/AAAAAAAAABk/jctuJ_KYdMs/s1600-h/cruel.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025124147019534322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzTyZdWT_I/AAAAAAAAABk/jctuJ_KYdMs/s400/cruel.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; J. P. Sartre'ın "being and nothingness"da anlattığı bir "utanç tanımı" üzerine düşünüyorum kaç zamandır: "nesneye dönüşmenin utancı"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Belediye bahçesinde, kestane ağaçlarının uzandığı yoldan, ortasında bir heykelin yükseldiği yeşil bir çimenliği seyretmekteyim. Bunların tümü benim için varlar. Ama bakıyorum, başka biri gelip orada duruyor ve beni de içine alan bir görünümü göz altına alıyor. Benim için gerçek dünya olan benim tasarımım, hemen çözülüp dağılıyor ve bu çözülmeden doğan öğeler, yeni gelenin çevresinde dolanıp birleşiyor: şimdi artık ne varsa, hepsi onun için var, bu nesnelerin tümü de benim görmeme olanak bulunmayan yüzlerini bir başkasına göstermekteler. Bir başkasının malı olmak için dünya beni tepip gitmekte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, başkası dünyayı benden ayırıp götürmekle de kalmaz, benim gerçek benliğimi, yani olmayı aklımdan geçirdiğim varlığı da rüzgara katıp götürür. İlkin, beni yargılar ve hakkımda bir fikir edinir. Elbette bunu benim düşündüklerime göre değil, bedenime, o anki durumuma ya da daha çok geçmişime göre yapar. Başkası için ben, ne ise ya da o zamana kadar ne oldu ise ancak o olan bir "kendinde"ye indirgenirim. Çünkü onun benim hakkımda edindiği fikirde, benim olmak istediğim şey, ki bu benim varlığımı oluşturur, kesinlikle göz önünde tutulmaz. Üstelik eğer ben kendimi savunmaya geçmezsem, o ne olmamı isterse o olurum. Bakışı beni sarar sarmalar ve özne olan benden bir nesne, bir araç yaratır; kendisine bakan herkesi taşa çevirme gücünü taşıyan gorgone gibi. Onun çevresinde, tasarılarının gereçleri ya da engelleri gibi dizilip örülen, sadece çimenlik, heykel, bank ya da duvar değil. Ben de kendimi nesneler arasında yerini almış, başkalarının ereklerini gerçekleştirmek yolunda bir araç ya da bir engele dönüşmüş olarak görürüm:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İşte buradan bir utanç doğar. Bir nesne olmanın, yani başkası için bağlanmış ve katılaşmış, değerini yitirmiş bir varlıkta kendimi tanımanın duygusudur bu...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Utanç, şu ya da bu yanılgıya düşmüş olma durumunun ve olduğum şeyi olabilmek için başkasının düşüncesine gereksinme duymam olgusunun verdiği kendine özgü bir düşüş duygusudur."...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-2541001495946501925?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/2541001495946501925/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=2541001495946501925&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/2541001495946501925'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/2541001495946501925'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/object-of-desire.html' title='Object of Desire...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzTyZdWT_I/AAAAAAAAABk/jctuJ_KYdMs/s72-c/cruel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-1061351841530359292</id><published>2007-01-28T18:32:00.000+02:00</published><updated>2007-01-28T18:39:31.781+02:00</updated><title type='text'>Punishing Kiss...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzRoJdWT8I/AAAAAAAAABA/eDDxdUcpw3Q/s1600-h/beauty.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025121771902619586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzRoJdWT8I/AAAAAAAAABA/eDDxdUcpw3Q/s400/beauty.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;No one is worried about something he is not aware of. Voluntary exile and living with rituals. Denial of mutual progresses… (Delmore Schwarz) Why and how does one direct cerebral violence against him? Deserved arrogance versus malevolence?.. Coexistence of driving and restraining forces shapes the nature of any change. (Kurt Lewin) Temporary equilibrium between contrary bodies can be utilized... Where does the benevolent power of my hazards come from?.. To what extent am I supposed to rely on unpredictable similarities?.. At least, the fear of death is a lack of imagination. That seems to be the phrase I was seeking for a while: Imbalanced Improvement. A tool to stake my claim how shallowly things are perceived... Take me away from generous promises never meaning to keep.. I think I am one of those geeky creeps who sees his future in examining the cognitive chaos and one-person crowds in flux. Now I listen to Ute Lemper's album "Punishing Kiss". Great tunes that help my voidness. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-1061351841530359292?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/1061351841530359292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=1061351841530359292&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1061351841530359292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/1061351841530359292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/punishing-kiss.html' title='Punishing Kiss...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RbzRoJdWT8I/AAAAAAAAABA/eDDxdUcpw3Q/s72-c/beauty.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-3685952400476548606</id><published>2007-01-26T16:34:00.000+02:00</published><updated>2007-01-26T16:37:31.970+02:00</updated><title type='text'>Flash Gordon ya da Baytekin...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RboR8pdWT5I/AAAAAAAAAAg/NKpRfQTSquU/s1600-h/baytekin2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5024348067903983506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RboR8pdWT5I/AAAAAAAAAAg/NKpRfQTSquU/s400/baytekin2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RboRrpdWT4I/AAAAAAAAAAY/FyreWkzmFw4/s1600-h/baytekin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5024347775846207362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RboRrpdWT4I/AAAAAAAAAAY/FyreWkzmFw4/s400/baytekin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-3685952400476548606?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/3685952400476548606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=3685952400476548606&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3685952400476548606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/3685952400476548606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/flash-gordon-ya-da-baytekin.html' title='Flash Gordon ya da Baytekin...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/RboR8pdWT5I/AAAAAAAAAAg/NKpRfQTSquU/s72-c/baytekin2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-7157615293171094318</id><published>2007-01-17T01:04:00.000+02:00</published><updated>2007-01-17T01:12:42.704+02:00</updated><title type='text'>No Lady Godiva...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Ra1aQZdWT3I/AAAAAAAAAAM/wJxvHE_TuaA/s1600-h/lady_godiva.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020768397346361202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Ra1aQZdWT3I/AAAAAAAAAAM/wJxvHE_TuaA/s400/lady_godiva.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;12 yıl önce Kaş'ta bir söğüt gölgesi altında oturup da, sevgili Hilmi Tezgör'den ödünç aldığım "&lt;em&gt;American Verse&lt;/em&gt;" kitabından çevirerek, Metin Celal vasıtasıyla Varlık dergisine gönderdiğim o güzel &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=no+lady+godiva"&gt;Bukowski şiiri&lt;/a&gt;, yeniden çıktı karşıma bugün...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-7157615293171094318?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/7157615293171094318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=7157615293171094318&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7157615293171094318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/7157615293171094318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/no-lady-godiva.html' title='No Lady Godiva...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_iAn6fKZTWbs/Ra1aQZdWT3I/AAAAAAAAAAM/wJxvHE_TuaA/s72-c/lady_godiva.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116860171105270093</id><published>2007-01-12T13:33:00.000+02:00</published><updated>2007-01-12T13:35:41.166+02:00</updated><title type='text'>Birbirini Önemsemeyen Kuyrukluyıldızlar Teorisi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/6329/683/1600/616174/hadi_ordan_lavuk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/6329/683/400/927975/hadi_ordan_lavuk.jpg" border="0" alt="Hadi ordan, lavuk!" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Yanlış zaman - doğru insan” ya da tam tersi nitelikteki tesadüfi anları, "panik halinde yaşanan nadir aşklar" biçiminde yorumlayan bu teori, "Rastlantıların gücü nereden gelir?" sorusu üzerine düşünenler tarafından, ritim-zorunluluk ilişkisinden soyutlama yapılarak üretilmiştir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her biri kendi yörüngesinde ilerleyen iki kuyrukluyıldızın uzayda karşılaşmaları ve ışık saçan kuyruk kesimleri birbirinin içinden geçtikten sonra uzaklaşarak kendi yollarına devam etmeleri, biçiminde modellenebilecek bir insanlık halini anlatır... Sonradan bu karşılaşmayı "Yeterince az bağlılıkla sahiptim sana" diye hatırlayacak olan yıldızlar, bu teoriye göre, birbirlerini yalnızca gerektiği kadar önemserler, daha fazla değil... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların ayrılıkları, rastlantıların zorunlu kıldığı bir şeyin başlangıcı olmayan kopuşlardır aslında, çünkü kuyrukluyıldızlar kadere inanmazlar... Işıl ışıl, yalnızca kendileriyle ve belki de kendilerinden bile beklemedikleri bir kederle tek başlarına uzayda dans edeceklerini bilerek, yollarına buruk bir gülümsemeyle ama çoğalmış olarak devam etmek zorundadırlar... Hayatını değiştirecek mükemmel tesadüf, belki de inmediğin duraktadır kimbilir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116860171105270093?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116860171105270093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116860171105270093&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116860171105270093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116860171105270093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/birbirini-nemsemeyen-kuyrukluyldzlar.html' title='Birbirini Önemsemeyen Kuyrukluyıldızlar Teorisi...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116838297765079266</id><published>2007-01-10T00:48:00.000+02:00</published><updated>2007-01-10T00:49:37.663+02:00</updated><title type='text'>Promiscuous...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/6329/683/1600/902559/promiscuous.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/6329/683/400/908732/promiscuous.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116838297765079266?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116838297765079266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116838297765079266&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116838297765079266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116838297765079266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/promiscuous.html' title='Promiscuous...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116823712471740557</id><published>2007-01-08T08:17:00.000+02:00</published><updated>2007-01-08T08:24:09.753+02:00</updated><title type='text'>History of Religion...</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.mapsofwar.com/ind/history-of-religion.html"&gt;Dünya coğrafyası üzerinde dinler nasıl yayıldı?...&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116823712471740557?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116823712471740557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116823712471740557&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116823712471740557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116823712471740557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2007/01/history-of-religion.html' title='History of Religion...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116627081323799824</id><published>2006-12-16T14:06:00.000+02:00</published><updated>2006-12-16T14:06:53.250+02:00</updated><title type='text'>Dandadadan...</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/6OSfFP2MYec"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/6OSfFP2MYec" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116627081323799824?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116627081323799824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116627081323799824&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116627081323799824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116627081323799824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/12/dandadadan.html' title='Dandadadan...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116579117133920233</id><published>2006-12-11T00:51:00.000+02:00</published><updated>2006-12-11T00:52:51.346+02:00</updated><title type='text'>Algıda Seçicilik...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/6329/683/1600/356369/Rorschach_inkblot.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/6329/683/400/175591/Rorschach_inkblot.png" border="0" alt="Rorschach_inkblot" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116579117133920233?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116579117133920233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116579117133920233&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116579117133920233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116579117133920233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/12/algda-seicilik.html' title='Algıda Seçicilik...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116570132070425393</id><published>2006-12-09T23:48:00.000+02:00</published><updated>2006-12-09T23:55:20.713+02:00</updated><title type='text'>Kaçırdığın Gözlerinde...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;düşman kardeş&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerim kararır alımlı göklerinde&lt;br /&gt;ne bakışlarım ne dilimdeki söz elverdiğinde&lt;br /&gt;ilk duvara silerdim elimde eriyen gecenin izlerini&lt;br /&gt;böyle anlarda sevdim kendimi&lt;br /&gt;dünyanın zirvesindeki uykuya yumuşak iniş yapana değin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayakta kalmak ne zormuş diye inler&lt;br /&gt;bir küçücük tanrıcık gibi titrerdim gönüllü &lt;br /&gt;düşman kardeşim seçtiğim korkular&lt;br /&gt;ilk kez kaçırdığın gözlerinde meşrulaştılar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gençlik günlerimizi hatırladım birden&lt;br /&gt;odamda boğulan adamın son dileği&lt;br /&gt;teras gülünün damdaki kediye aşkı&lt;br /&gt;kimse bizden cesur değilken tutulmuştum sana&lt;br /&gt;gençliğime gün biçen cansuyumdan içen&lt;br /&gt;bedel olması umuduyla beslediğim&lt;br /&gt;vahşi hayvan misali gönlümde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dokunduğumda yarına dair yalanlarına&lt;br /&gt;iz bırakmayan bir elveda gibi resmin yer aldı duvarımda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;solumayı öğrenen ölü asaletiyle&lt;br /&gt;geceler kurban almaya devam ediyor şimdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kasım 1996 - Haziran 2004&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116570132070425393?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116570132070425393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116570132070425393&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116570132070425393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116570132070425393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/12/kardn-gzlerinde.html' title='Kaçırdığın Gözlerinde...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116569079560668656</id><published>2006-12-09T20:58:00.000+02:00</published><updated>2006-12-09T20:59:55.616+02:00</updated><title type='text'>Ayasofya...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/512/712/1600/662931/Ayasofya.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/512/712/1600/662931/Ayasofya.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116569079560668656?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116569079560668656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116569079560668656&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116569079560668656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116569079560668656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/12/ayasofya.html' title='Ayasofya...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116447518839543618</id><published>2006-11-25T19:14:00.000+02:00</published><updated>2006-11-25T19:19:48.406+02:00</updated><title type='text'>İddialı ama aciz...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/6329/683/1600/970839/pretentious.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/6329/683/400/14731/pretentious.jpg" border="0" alt="pretentious" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyi seviyormuş gibi görünmek ve durumu idare etmek, gerçekten sevdiğini açıkça söylemenin yerini aldığından beri, mutsuzluktan gebermemek için kendini ve başkalarını kandırabildiğine inanan milyonlarca insanın içine düştüğü genel ruh hali...&lt;br /&gt;"Yangında ilk yakılacak şey, beğenilme arzusudur" cümlesini söyleyemediği, taşın altına elini sokma cesareti gösteremediği için, hep başkalarının yaptıkları üzerine ileri geri yorumlar üreten kifayetsiz kişilik hali...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116447518839543618?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116447518839543618/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116447518839543618&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116447518839543618'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116447518839543618'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/iddial-ama-aciz.html' title='İddialı ama aciz...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116430692703312490</id><published>2006-11-23T20:29:00.000+02:00</published><updated>2006-11-23T20:35:27.043+02:00</updated><title type='text'>Akıllı Kadın...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/tomris-uyar-1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/320/tomris-uyar-1.jpg" border="0" alt="Tomris Uyar" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Akıllı kadın dostlar daha zor bulunuyor. Akıllı kadınların çoğu saldırgan ve kılçıklı nedense. Güzel başlayan, içtenlikle sürdürülen ilişkilerde yaya bırakıveriyorlar sizi. Erkeklerle daha kolay dostluk kurmam bu yüzden sanırım. Geldiğimiz ayrı dünyaların sınırında, kısa bir süre için bile olsa ortaklaşa bir dünya kurabiliyoruz."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tomris Uyar - &lt;em&gt;Gündökümü, 1975&lt;/em&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116430692703312490?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116430692703312490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116430692703312490&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116430692703312490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116430692703312490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/akll-kadn.html' title='Akıllı Kadın...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116412495711018990</id><published>2006-11-21T17:51:00.000+02:00</published><updated>2006-11-21T18:02:37.123+02:00</updated><title type='text'>Anlayamadıkların hakkında efsaneler yarat!..</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/alphaville1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/400/alphaville1.jpg" border="0" alt="Create a legend around it" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Alphaville" isimli film üzerine Godard şöyle buyurmuş: "&lt;em&gt;Kimi zaman gerçeklik, sözel iletişime elvermeyecek kadar karmaşıktır. Ama o gerçekliğin etrafında bir efsane yaratırsan ve ağızdan ağıza dolaşmasını sağlarsan, başlangıçtaki karmaşık durumun çok sayıda insan tarafından anlaşılmasının da yolu açılmış olur&lt;/em&gt;"...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116412495711018990?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116412495711018990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116412495711018990&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116412495711018990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116412495711018990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/anlayamadklarn-hakknda-efsaneler-yarat.html' title='Anlayamadıkların hakkında efsaneler yarat!..'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116403892732255320</id><published>2006-11-20T18:02:00.000+02:00</published><updated>2006-11-20T18:08:47.336+02:00</updated><title type='text'>Ateş Burçları...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/mars_god_of_war_with_venus.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/400/mars_god_of_war_with_venus.jpg" border="0" alt="Mars, the god of war, met Venus, the goddess of love, and smitten with her found his blood heated for the first time not by the promise of the grim triumphs of battle but by the promise of, ...well, you know." /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Birinci ateş burcu olan Koç, savaş tanrısı Mars tarafından yönetilir... Şiddetli tepkiler vermeye hazır, fazla enerjik, yayılmaya meraklı, kontrol edilmesi zor ve yıkıcı nitelikleriyle, tıpkı ateş gibidir Koç burcu... Efendisi Mars ise, bireyin bilincinin ve onu diğer insanlardan ayıran özgün doğasının sembolüdür... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslan ise, daha kontrollü, somut bir hedefe daha fazla kanalize olmuş, düzenli bir parlaklık seviyesiyesine sahip ve yanına yaklaşanları yakmaya değil ısıtmaya eğilimli bir ateşe benzer... Gurur, haysiyet ve hayatta kalma gücüyle dikkat çeken Aslan burcu, Koç'un biraz daha uysal halidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hata yapma riskini göze almadan hedefi vurmayı önemseyen Yay burcu ise, Koç ve Aslan’ın özelliklerine sahiptir yine, ama daha rafine edilmiş ve biraz "evcilleştirilmiş" bir haliyle... Koç ve Aslan’ın güçlü egosantrik enerjileri, Yay söz konusu olduğunda daha ruhani ya da ilahi boyutlarda kendini belli eder...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116403892732255320?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116403892732255320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116403892732255320&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116403892732255320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116403892732255320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/ate-burlar.html' title='Ateş Burçları...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116384364999590235</id><published>2006-11-18T11:50:00.000+02:00</published><updated>2006-11-18T11:54:09.996+02:00</updated><title type='text'>Taşralı ve Şehirli Arasındaki Farklar...</title><content type='html'>1) Bir şehirli, ilk kez ziyaret ettiği başka bir şehirde insanlardan önce binalarla ilişki kurmaya bakar. Orada yaşayanların ortak geçmişlerini, ortak değerlerini bir bakışta ele verir çünkü binalar... &lt;br /&gt;Bir taşralı ise, geldiği şehrin ne gibi değerler üzerinde yükseldiğini düşünmediğinden, binaları, mimariyi görmez bile. Yalnızca gününü kurtarmak kaygısıyla, sokaktan geçenleri önyargıyla ve sinsice seyreder. Yanaşabileceği bir liman (hemşeri) arar kendine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Hayatınızda ilk kez gittiğiniz bir köyün sokaklarında on beş dakika dolaşın, birazdan tüm köy halkı sizin hakkınızda dedikodu yapmaya başlar...&lt;br /&gt;Ama hayatınızda ilk kez gittiğiniz bir şehrin sokaklarında on beş dakika dolaşın, hiç kimse sizi umursamaz bile...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116384364999590235?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116384364999590235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116384364999590235&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116384364999590235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116384364999590235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/taral-ve-ehirli-arasndaki-farklar.html' title='Taşralı ve Şehirli Arasındaki Farklar...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116384342628612460</id><published>2006-11-18T11:44:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T21:32:51.054+03:00</updated><title type='text'>TV ve İnternet Arasındaki Fark...</title><content type='html'>Bir toplulukla müdahaleye açık ve kişisel bağlantı halinde olduğumuzu hissettiren &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;internet&lt;/span&gt;, eğlenirken keşfetmeye çalıştığımız uçsuz bucaksız bir sahada hem avcı hem de av olma haline benziyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başı sonu iyi kötü belirli bir toplulukla eşzamanlı olarak aynı şeyi “seyretme ve duyma” deneyimini yaşadığımıza dair bir inanç hissettiren &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;TV &lt;/span&gt;ise, bir kalabalığın içinde pasif ama güvende olma halini çağrıştırıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnteraktif olsun ya da olmasın, bu halleri sürdürmek, yani bu “biçimde” davranmak, duyularımızın uzantısı (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Understanding_Media"&gt;The Extensions of Man&lt;/a&gt;) olan bu her iki mecrada da içeriğin yerini alıyor: “The medium is the message” bir kez daha yüzümüze bilmişçe gülümsüyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116384342628612460?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116384342628612460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116384342628612460&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116384342628612460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116384342628612460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/tv-ve-internet-arasndaki-fark.html' title='TV ve İnternet Arasındaki Fark...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116383305907022103</id><published>2006-11-18T08:55:00.002+02:00</published><updated>2009-07-17T17:14:38.548+03:00</updated><title type='text'>Sessiz Şiddet ve Dayanışma İlişkisi...</title><content type='html'>Bir gruba gaz vererek, aralarında sürekli ve heyecanlı bir aidiyet çerçevesi tanımlamanın en kolay yollarından biri de, onlara kolayca alt edebilecekleri bir düşman göstermektir... &lt;br /&gt;İşte bu nedenle, ister çalışırken olsun ister eğlenirken, "bizim gibi davran(a)mayanları ve bizim gibi ol(a)mayanları” önce dışlamakla başlayıp sonra da onlardan nefret etmeye kadar uzanabilen hikayeler, sık sık vizyona giriyor gündelik hayatta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçınılmaz rekabetlerden her yorgun düştüğünde, önce ruhunu sonra da vücudunu dinlendirmek ve "yoksunluklarına" çözüm bulmak isteyen her insan, "tanıdık ve risksiz" olduğuna inandığı aidiyet duraklarına sığınır haliyle: Ama ağır eşitsizliklerin sürdürülmesi üzerine kurulu bir düzenin sarp duvarlarına çarparak yaşayan bizler, bu kez kendi aramızda bir tür "yatay şiddet ve yapay seleksiyon" mekanizmasını işletmeye başlarız: Gündelik hayatımızın önemli bir bölümünde, kendi meşrebimizce, gücümüzün yettiğine ayrımcılık uygularız!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa gündelik hayat içerisinde birisinden bizim gibi davranmasını beklemek ya da "kendisini" bizim dilimize tercüme etmesini istemek, "fiziksel olmayan, sessiz şiddet"in ve hoyratlığın dikalasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı ortak hoyratlıklar davranışlarla değil, sessiz tercihlerle sergilenir ki, sonradan ağızdan ağıza dolaşıp ortak bilinçaltında birikerek önyargıları oluştururlar... Neredeyse organize hale gelmiş, yazılı olmayan yasalar gibi olağan kabul edilmiş bir bakış açısı var: &lt;br /&gt;Böylesine "sessiz şiddet"leri umursamazlık ve göstermelik şikayetler yoluyla geçiştirerek, aslında doğal karşılamak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam, sistem, doğası gereği, adaletsizlikler ve eşitsizlikler yaratmak zorunda, ama gündelik ilişkiler de bu kadar hoyratça yaşanmak zorunda değil...&lt;br /&gt;"Toplumca onayladığımız şiddet türleri"ni sıralamaktan daha önemlisi, "tanımayı" reddettiğimiz insanlara / gruplara sessizce hayatı dar etme alışkanlığımızı masaya yatırmak galiba... &lt;br /&gt;Karşındakinin haklarını tanımamakta ve kayıtsızlıkta ısrar etmek, zamanı gelince şiddete zemin hazırlayacak bir yolu "bizim çocuklara" olağan ve meşru gösterebilmeye yarıyor çünkü... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddetten uzak durmaktan değil, ona karşı mücadele etmekten bahsediyorsak eğer, "mevcut egemenlik ilişkilerinin tekrarlanmasına bir de ben hizmet etmek istemiyorum" demek, iyi bir başlangıç noktası olabilir mesela...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bizim gibi olanlarla paylaştığımız dayanışma sığınaklarını fazla önemsemek" ve "sistemin dayattığı eşitsizlikler karşısında kendimizi fazla değersiz bulmak" arasında gidip gelen çelişkili ruh halleri içerisinde yaşıyoruz, ama bir yandan da, aidiyet çerçevemiz dışındakileri, kendi yoksunluklarını yüksek sesle dile getirdikleri için hoyratça yargılıyoruz... Bize benzemeyenleri, bizim gibi düşün(e)meyenleri linç etmeye hazır bekliyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışlanmışlık ve yoksunluk duygusunun yarattığı sıkıntıya karşı kendi meşrebimizce adalet inşa etmek çabası, yatay şiddetin temel sebeplerinden birisi, şehir kovboylarının da biricik eğlencesi...&lt;br /&gt;Muhabbet etmekle linç etmek, birinden diğerine atlaması çok kolay teğet düzlemlerde yaşanıyor bu ülkede: Etkileşim ve eğlence, rahatça şiddet doğurmaya evrilebiliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir, belki de kendimizle ilgili ısrar ettiğimiz bir şey yanlış... Ve her türlü kör ısrar, yine kolayca "fiziksel olmayan şiddet"e dönüşebiliyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116383305907022103?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116383305907022103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116383305907022103&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116383305907022103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116383305907022103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/sessiz-iddet-ve-dayanma-ilikisi.html' title='Sessiz Şiddet ve Dayanışma İlişkisi...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116367816184457044</id><published>2006-11-16T13:52:00.000+02:00</published><updated>2006-11-16T13:59:13.846+02:00</updated><title type='text'>Tasarım Kültürü ve "Mesafeli Tutku"...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/Walter_Benjamin.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/400/Walter_Benjamin.jpg" border="0" alt="Walter Benjamin" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“&lt;em&gt;Bu ülkede tasarım kültürü yok&lt;/em&gt;” diyen tasarımcıları anlayamıyorum... Ayaklarını yere sağlam basarak üzerinde yükseleceği zeminler yeni yeni olgunlaştığı için, yavaştan ve derinden de olsa, tasarım kültürü bu ülkede de gelişmekte olan bir şey...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de, bir tasarıma müşteri yaratmak nereye kadar tasarımcının ödevidir, önce bunu düşünmekte ve bir yaratıcı fikrin sanattan sanayiye transfer olma aşamalarına bakmakta fayda var... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarım kültürünün üzerinde yükseleceği zeminlerden ilk akla geleni, “endüstrileşme bilinci” galiba... Çünkü “bakınca ilginç gelen” bir obje ya da hizmeti üç beş tane zenginin birbirine hava attığı bir nesne olmaktan çıkarıp piyasada dolaşıma sokarak, binlerce insan tarafından satın alınabilir “arzu nesneleri” hale getirmek için, en azından, seri üretim - dağıtım - pazarlama üçgenine sermaye koyacak birileri gerekiyor öncelikle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sanat yapıtının bir “ürün”e dönüşmesi meselesine cidden kafa yormak isteyenlere, Walter Benjamin’in bundan yetmiş küsur yıl önce yazdığı “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Yapıtı” makalesiyle işe başlamalarını öneriyorum: Onun “algılama biçimlerinin değişmesi” üzerine anlattıklarını, örneğin yıllar sonra, piyasanın dayatmasına refleks olarak bir ahlaki sorumluluk bilinci geliştirmek isteyen tasarımcıların “First Things First 1964 - 2000” manifestolarıyla karşılaştırarak yeniden düşünelim... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence, &lt;a href="http://bilgimimarisi.blogspot.com/2005/10/tasarmcda-olmas-gereken-nitelikler.html"&gt;yaşam kalitesi ve tasarım kültürü&lt;/a&gt; arasındaki “karşılıklı istek yaratma ve birbirini yok etme ilişkisi”, biraz “huzur ve entropi ilişkisi”ne benziyor galiba: Her şeyden önce, mesafeli tutkulara sahip olmayı gerektiriyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116367816184457044?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116367816184457044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116367816184457044&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116367816184457044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116367816184457044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/tasarm-kltr-ve-mesafeli-tutku.html' title='Tasarım Kültürü ve &quot;Mesafeli Tutku&quot;...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116367430608839669</id><published>2006-11-16T12:48:00.000+02:00</published><updated>2006-11-16T12:57:18.223+02:00</updated><title type='text'>Gündelik Hayat ve Ritmleri...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/lefebvre2.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/400/lefebvre2.png" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.birikimdergisi.com/birikim/dergiyazi.aspx?did=1&amp;dsid=261&amp;dyid=4072"&gt;The Critique of Everyday Life&lt;/a&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Günümüz toplumunda insanlar kendi hayatlarına ilişkin programlanmış bir öz-düzenlemeye uymak zorunda. Daha iyi yaşama, daha sağlıklı beslenme, modaya uygun giyinme, evlerini dekore etme -kısacası var olma- yolları konusunda kendilerine sürekli ve ayrıntılı bir şekilde yol gösteriliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun bir anlamı da şu: Günlük hayat tamamen manipüle edilmiş durumda: &lt;br /&gt;Gündelik (the everyday), yalnızca bir üretim tarzı değil, aynı zamanda toplumu yönetmenin de bir tarzı. Her iki durumda da, tekrarlamalı olanın, zaman içindeki tekrarın hâkimiyetine işaret eder. Tekrarlamalı olanın hâkimiyeti de bir hayat biçimidir. Bir sömürü ve tahakküm zeminidir. Ama aynı zamanda, insanların dünyasıyla kurulan bir ilişkidir."&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116367430608839669?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116367430608839669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116367430608839669&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116367430608839669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116367430608839669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/gndelik-hayat-ve-ritmleri.html' title='Gündelik Hayat ve Ritmleri...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116353775104095160</id><published>2006-11-14T22:47:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T22:55:51.053+02:00</updated><title type='text'>Kedo...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/web_kedomasal_9.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/320/web_kedomasal_9.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıllara ziyan bir çizgiroman... Devam mevamı yok, sadece bir tek kitap... Altbaşlığı, "İstanbul'a Bir Masal ya da Anonim Roman"... Konusu, Çizmeli Kedi insana dönüşürse ve 1930'lu yılların İstanbulu'nda esrarengiz bir olayı çözmeye çalışırken, pavyonda çalışan bir kadına aşık olursa, diye başlıyor... Yazan çizen &lt;a href="http://www.sekipdavaz.com/art-cizgiroman-kedo.htm#"&gt;Şekip Davaz&lt;/a&gt; diye bir usta...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116353775104095160?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116353775104095160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116353775104095160&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116353775104095160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116353775104095160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/kedo.html' title='Kedo...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116352069460705777</id><published>2006-11-14T18:05:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T18:11:34.656+02:00</updated><title type='text'>Namus bekçileri...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/maskeli_cinayet.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/400/maskeli_cinayet.jpg" border="0" alt="töre ve namus cinayetleri" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tetiği çeken hemen her zaman erkeklerdir tabii, ama öldürme kararının alındığı aile meclisi toplantılarına sadece erkekler değil anne, hala, elti, yenge gibi kadınlar da katılırlar. Yani "&lt;strong&gt;töre ve namus cinayetleri&lt;/strong&gt;"nde ailenin diğer kadınlarının da "dolaylı olarak" sorumluluğu vardır... &lt;br /&gt;Çoğu durumda, "kol kırılır yen içinde kalır" atasözü gereğince, cinayetin örtbas edilmesi için, kaza ya da intihar süsü verilip komşulara bu biçimde anlatılması için bir "gizlilik anlaşması" da yapılır bu toplantılarda... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Namusumuzu temizlemeliyiz" inanışı, aslında komşuların diline düşmemek, dedikodulara ve alaylı laf sokuşturmalara karşı güvence kazanmak uğruna, "aileden olmayanları" susturacak bir diyet ödemek saplantısından ibarettir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Töre, insanlara "aykırı hareket" şansı tanımayan bir "&lt;em&gt;mesafesiz iletişim ve ikiyüzlü huzur&lt;/em&gt;" yasasıdır:&lt;br /&gt;Mesela şehirde, yan dairedeki birisinin özel hayatına ilişkin dedikodular ayyuka çıksa bile, hiçbir "gönüllü ahlak dedektifi" kapıyı çalıp da komşusuna hesap sormayı aklına getirmez, alacağı cevap "Sana ne?" olacaktır haliyle... "Mesafeli iletişim"in şehirli hali, kendilerine "namus bekçiliği"ni yakıştıranları, bu meraklarını "gönüllü yerel magazin muhabiri" şeklinde icra etmeye yönlendirir: Kıyasıya dedikodusunu yaptığınız komşunuzla ilişkinizin huzur içinde devam etmesi, aranızdaki iletişimin "mesafeli" ve ikiyüzlü olmasıyla sağlanır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa iletişimin kırsal bölgedeki "mesafesiz" hali, her gün yüz yüze yaşayan insanların birbirlerine "Sana ne?" demesini engellediğinden, aslolan cemaat içi ilişkilerdeki ortalama "yaşanmamışlık ve yoksunluk" seviyesinin korunmasıdır: Aile meclisini toplanmaya yönelten şey biraz da, başkalarının bilmiş-meraklı bakışları ve doyurulmayı bekleyen kıskançlıklarından yansıyan ağırlıktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalı cemaatleri birarada tutan ikiyüzlülük ağacının kökleri, "seçilmiş" kurbanların kanının kuytu köşelerde toprağa akıtılmasını sessizce seyrederek beslenir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116352069460705777?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116352069460705777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116352069460705777&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116352069460705777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116352069460705777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/namus-bekileri.html' title='Namus bekçileri...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116348514740398771</id><published>2006-11-14T08:13:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T08:19:07.413+02:00</updated><title type='text'>Kırk yaşından sonra delirmek...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/forty.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/400/forty.jpg" border="0" alt="histeri" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;O yaşına kadar pek fazla kayda değer delilik emaresi göstermedinse eğer, bundan sonrası için de küçük bir ihtimaldir bu... Adam olacak deli gençliğinden bellidir, &lt;em&gt;delilik bir "&lt;strong&gt;karşılıksız merak&lt;/strong&gt;" meselesidir&lt;/em&gt; çünkü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, normal gündelik hayatımızda delilerle en çok karşılaştığımız yerin karikatürler olması da bir rastlantı değil. Çünkü olgunlaşmak ya da iyice abartıp kırk yaşında ak sakallı deli dede olmak demek, "sense of humor" denilen şeyin, yani başta kendin olmak üzere her şeyle dalga geçebilmek yeteneğinin gündelik hayata yedirilmesi demek zaten... Bizim kuşağın "abi" dediği en akıllılardan Terry Eagleton'ın "&lt;em&gt;İnsan ölümlü olduğu için ironik olmak zorunda&lt;/em&gt;" demesi boşuna değil... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülmek ve gülünç olmak, her ikisi de bir kırılma noktasıysa ve mesela espri uğruna o anda "biz"den olmayan birilerini harcamak, birilerinin salaklığını tescillemek ne kadar mümkünse, deli karikatürlerinde konu mankeni olmayı bir tür "&lt;strong&gt;umursamazlık deklarasyonu&lt;/strong&gt;" olarak algılayıp deliliğe devam etmek de o kadar mümkün galiba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı gerçekler sadece delilerden öğrenilir, başka kimse rahat yerinden kalkıp da söylemeye tenezzül etmez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslolan, genç yaştayken de gerçekleri sıkıcı olmadan anlatabilmek, normal gündelik hayatta kırılma noktaları yaratabilmektir: Adam olacak deli, gençliğinden bellidir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116348514740398771?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116348514740398771/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116348514740398771&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116348514740398771'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116348514740398771'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/krk-yandan-sonra-delirmek.html' title='Kırk yaşından sonra delirmek...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116344744164617732</id><published>2006-11-13T21:36:00.000+02:00</published><updated>2006-11-14T08:01:40.453+02:00</updated><title type='text'>Tek tekçi meyhaneleri...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/eski_pano.4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/400/eski_pano.3.jpg" border="0" alt="Eski Pano" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kimilerinin "koltuk meyhanesi" diye de bildiği ve sayıları hızla azalan alkol yükleme istasyonlarıydı "&lt;em&gt;tek tekçi meyhaneleri&lt;/em&gt;": Oturma teşkilatının pek olmadığı, birahane tezgahı gibi şeylere dirseğini (koltuğunu) yaslayıp ayakta takılarak, bir iki tek atıp işine gücüne geri döndüğün yerlerdi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde Galatasaray'da Pano Şarapevi denilen yer mesela, 1994 Temmuzu'nda kapanmadan önce, yine Pano adıyla bilinen böyle bir meyhaneydi... İçeri girdiğinde, eski bir gazetenin yarım sayfasını yırtarak, bir su bardağıyla birlikte önüne koyarlar, böylece sana "servis açmış" olurlardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çarpıcı özellikleri 24 saat açık olmalarıydı. Sabahın altı buçuğu gibi absürd bir saatte açık tekel bayisi aramak gibi ihtiyaçlara karşı bire bir ilaç mekanlardı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşterilerinin çoğu erkekti tabii, ama tek tük de olsa 40 - 50 yaş üzeri kadınlara da rastlanırdı... Mesela Pano'daki müdavim bir teyze, "Evladım, biliyor musun, ben falanca şairin / filanca yönetmenin eski sevgilisiyim" diyerek sana her gün başka bir hikaye anlatır, bu muhabbetin karşılığında da kendisine bir içki ısmarlamanı beklerdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Tünel'den aşağı inen Yüksekkaldırım'da, hem de caminin karşısında, öyle bir yer vardı ki, "&lt;em&gt;Özgün Mekan Tasarım Nobeli&lt;/em&gt;" gibi bir ödülü hak ederdi kesinlikle: İlk bakışta, marangozların ve pulcuların arasına sıkışmış sıradan küçük bir dükkan gibi görünürdü... Camında "fotokopi çekilir" yazan bir levha asılıydı (içeride gerçekten de bir fotokopi makinesi vardı). Ama dükkanın vitrin tezgahında bir tepsi içinde taze hamsi dururdu (en son 1999'da gittiğimde, camidekiler koku yüzünden izin vermediği için, hamsi tava yerini çiğ köfteli dürüme bırakmıştı gerçi)...&lt;br /&gt;Eğer dükkanın sahibiyle muhabbetin varsa, on metrekarelik bu ön bölmeyi geçip, kilimden bir perdeyle gizlenmiş arka bölmeye geçtiğinde ise, duvara asılmış bir John Wayne posteriyle hemen yanında ceylan resimli başka bir kilim ve yerde küçük plastik beyaz tabureler karşılardı seni... &lt;br /&gt;Akşamları siyahlar giymiş yaşlı rum kadınları gelir, tek hoparlörlü bir kasetçalardan Müzeyyen Senar dinleyip çay bardağıyla rakı içerek şarkı söylerlerdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki Küçükparmakkapı Sokak'taki Aspava'yı da anmak gerekiyor... Genelde arızalı işsizlerin, geveze emeklilerin ve bira düşkünü çapulcu kabadayı adaylarının takıldığı bu mekanda, sabahın kör bir saatinde bol soğanlı köfte, acılı patates salatası ve bir küçük rakıyı, iki paket Camel parasına içmek mümkündü bundan sekiz dokuz yıl önce... Akşamları Vahan Amca uğrardı mutlaka; duble rakı, şişe bira ve kavundan oluşan fiks mönüsüne davet ederdi her tanıdığını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilerek seçilmiş bir yalnızlığın hem taşıyıcısı hem de sebebi olan alkol yeterince yüklendiğinde, herkes istasyondan ayrılır, evine doğru yalpalayarak süzülürdü... Kimileri de ev yolunda yürürken pusudaki gaspçı çakallara kurban olurdu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116344744164617732?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116344744164617732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116344744164617732&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116344744164617732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116344744164617732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/tek-teki-meyhaneleri.html' title='Tek tekçi meyhaneleri...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116344388110416994</id><published>2006-11-13T20:48:00.000+02:00</published><updated>2006-11-13T20:53:51.176+02:00</updated><title type='text'>Büyük hazırlık...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/wittgenstein.0.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/320/wittgenstein.0.jpg" border="0" alt="Ludwig Wittgenstein" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;Nesneye dönüşmenin utancı&lt;/em&gt;"nı ve "&lt;em&gt;sözcüklerin kullanım değeri&lt;/em&gt;"ni hazırlayan büyük adam...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116344388110416994?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116344388110416994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116344388110416994&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116344388110416994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116344388110416994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/byk-hazrlk.html' title='Büyük hazırlık...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116344364031064125</id><published>2006-11-13T20:32:00.000+02:00</published><updated>2006-11-13T20:47:20.356+02:00</updated><title type='text'>Sözcüklerin eşyalaşması...</title><content type='html'>Wittgenstein'ın birinci dönem felsefesine göre, dil gerçekliğin resmidir, anlam ise bu resmin kendisidir. Ama Tractacus’dan sonraki ikinci dönem düşüncesinde en temel değişme, dili kavrayışında ve bu çerçevede "&lt;strong&gt;anlam&lt;/strong&gt;"ı anlayışında olur...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci dönemi başlatan ise “Felsefe Araştırmaları” isimli kitabıdır. Wittgenstein artık “&lt;em&gt;Sözcüğün anlamı, onun kullanımı tarafından belirlenir&lt;/em&gt;” demektedir; günlük dili esas alarak "dil oyunu”, "uzlaşmalar" ve “yaşam tarzları”gibi kavramları öne çıkartır. Artık dil ile gerçeklik arasında bir uyum aramaz; tersine böyle bir şeyi metafizik olarak niteler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wittgenstein, adın taşıyıcısı nesne ile adın gösterdiği resim arasında kesin bir ayrım yapar: Adın taşıyıcısı yok olabilir, ama ad bir şey gösterme özelliğini yitirmez. Örneğin Sokrates öldüğünde "Sokrates" adı gösterimsiz, anlamsız bir sözcük olmaz. “Sözün gösterimini ve anlamını onun kullanımında aramalıdır" der... Böylece, “bir sözü anlamak" da "onun nasıl kullanıldığını bilmek, onu uygulayabilmek" haline gelir: Bunun anlamı da sözü “oyunun kurallarına” göre kullanabilmektir... &lt;br /&gt;Cümlenin kendisi bir alet olarak, kullanılan bir şey olarak görülür; anlamı da onun gördüğü iştir, yani kullanımıdır... Sözcüklere “kullanım değeri” ve mesaj değeri” açısından bakıldığında ise, kullanım, mesajın kendisi haline gelir ve sözcük eşyalaşır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İşaret", "söz", "cümle" diye adlandırdığımız bu “dil oyuncaklarının” sayısız kullanım türleri olduğundan, bir "anlam"ı kavramak, onunla ilgili kullanım tekniklerine hakim olmak demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir cümleyi anlamak, bazen onu bir el kol hareketine çevirmekle olur. Bildik mimiklerden süzülmüş yeni bir dil yaratmak yolunda, bazen de bir el kol hareketi bir cümleye aktarılır: "&lt;em&gt;Çince cümleleri nasıl anlamıyorsak, çinlilerin el kol hareketlerini de öyle anlamayız&lt;/em&gt;", çünkü bu el kol hareketleri de, tıpkı sözler gibi uzlaşıma dayalı hareketlerdir ve bir anlamları vardır. Biz o uzlaşımı bilmediğimiz için -tıpkı Çince'yi bilmediğimiz gibi- hareketleri anlamayız, kendimiz kullanamayız... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşama biçimleri uzlaşmalara dayanır ve "&lt;strong&gt;dil oyunları&lt;/strong&gt;" ile dile gelir. Uzlaşımı bilmeyen, bu "&lt;strong&gt;oyun&lt;/strong&gt;"a katılamaz. Belirli bir dilde bulunan dil oyunları, bu oyunu oynayanların, bu dili konuşanların, oyun içindeki özgün yaşam biçimlerini gösterir. Modern bir dildeki “dil oyunları”, onun yapıtaşları değil, her biri kendi içinde kapalı ilkel dillerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wittgenstein'a göre, "&lt;em&gt;Dil, yolların bir labirentidir. Bir yönden gelirsin ve kendini tastamam bilirsin; aynı yere doğru başka bir yönden gelirsin ve yolunu şaşırırsın&lt;/em&gt;"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de işte bu yüzden, herkes anlayabildiği ve anlatabildiği kadar yaşar...:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116344364031064125?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116344364031064125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116344364031064125&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116344364031064125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116344364031064125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/szcklerin-eyalamas.html' title='Sözcüklerin eşyalaşması...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116343707568772272</id><published>2006-11-13T18:46:00.000+02:00</published><updated>2006-11-13T18:57:55.696+02:00</updated><title type='text'>Hepimizin gizli mesleği...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/cruel_hearted.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/320/cruel_hearted.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yoksulluktan yırtmak umudu, medyanın en acımasızca pazarladığı şeylerden birisi, tamam... Ama başkalarının felaketini güvenli bir mesafeden seyretmek de, hemen hepimizin gizli mesleği... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimize yakın bulduğumuz, hayatımızda karşılığı olan trajedileri, bize zarar vermeyecek bir mesafeden dinleyip, "şükür ki ben böyle değilim" diyerek eğlenmeye bayıldığımız için, medyanın da bunu allayıp pullayıp bize geri satmaması için hiçbir sebep yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yavaşlatılmış bir ölümü gündelik hayatına yedirerek" ayakta durmaya çalışan, sanki özellikle basiretsiz olsun diye yetiştirilmiş, "gizli mutsuz" bir adam: &lt;br /&gt;Türkiye'deki milyonlarca "kutsal aile" kurbanından birisi, belki de farkında bile olmadan, yalnızlığını ve iletişimsizliğini tahammül edilebilir hale getirmek umuduyla alkole sarıldı, can havliyle oynamaya başladı kendi kendine... Belki de sadece, talihsizliklerinin ciddiye alınmasını istiyordu, kim bilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, başkalarının felaketini güvenli bir mesafeden seyretmek, hemen hepimizin gizli mesleği...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116343707568772272?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116343707568772272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116343707568772272&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116343707568772272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116343707568772272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/hepimizin-gizli-meslei.html' title='Hepimizin gizli mesleği...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116343583986299730</id><published>2006-11-13T18:34:00.000+02:00</published><updated>2006-11-13T18:37:19.863+02:00</updated><title type='text'>Werther...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/werther.0.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/320/werther.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Genç Werther'in Acıları...&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Illustration from 'The Sorrows of Werther' by Johann Wolfgang Goethe (1749-1832) engraved by Jean Baptiste Simonet (1742-1813) (engraving) (b/w photo),&lt;br /&gt;Bibliotheque Nationale, Paris, France...&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116343583986299730?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116343583986299730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116343583986299730&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116343583986299730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116343583986299730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/werther.html' title='Werther...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116342541525158594</id><published>2006-11-13T15:39:00.002+02:00</published><updated>2009-06-22T13:07:50.533+03:00</updated><title type='text'>Kırılma noktası ve yol haritası...</title><content type='html'>1998 yılında Bilgi Üniversitesi'nde parttime (yarım porsiyon) öğretim üyeliği yaparken yaşadığım kırılma noktası ve ardından bugüne kadar gelen yol haritasının ayrıntıları, aşağı yukarı şöyleydi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Modern Toplumda Yaşam Tarzları ve Trendler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(Kültürel İncelemelere Giriş İçin Temel Bir Yaklaşım)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Türkiye’de 80’ler Ve 90’lardaki Büyük Değişime “Sembolik” Bir Bakış &lt;br /&gt;(Nurdan Gürbilek’in “Vitrinde Yaşamak” Yaklaşımıyla): &lt;br /&gt;Bastırılmış Olanın İçerik Değiştirerek Geri Dönüşü ve Özel Hayatı Olmayanlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Gençlik Ve Altkültürleri (İngiltere – Amerika) &lt;br /&gt;(Birmingham Okulu’ndan Dick Hebdige’in Yaklaşımıyla) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Amerika’nın Farklı Bir Fotoğrafı: Allen Ginsberg’in “Amerika” Şiirinin Analizi &lt;br /&gt;• Türkiye’nin Farklı Bir Fotoğrafı: Küçük İskender’in “Türkiye” Şiirinin Analizi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dolaylı İletişim: İkonlar, Semboller, Şehir Efsaneleri Ve Memetics &lt;br /&gt;• Yollarda Yaşamak Ve Bir Mutluluk Modeli Olarak Beatnikler Ve Zen: Beat Kuşağı Ve Zen Düşüncesinin Batılılara Vaatleri&lt;br /&gt;• Hayatı Anlamlandırma Arayışında Siyasetten Bireyselliğe Geçişte Algılama, Gerçeklik Ve Bilgi Üretim Süreci&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Nihilist Estetik Ve Punk Kültürü &lt;br /&gt;• Hedonistler, Omurgasızlar: Yasa, Ahlak Ve Erdem Tanımayanlar, Yavaşlatılmış Ölümü Gündelik Hayata Yedirerek Yaşayanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Marcuse’den Generation X’e: Üretim İlişkilerinde Yer Almayı Reddedenler. &lt;br /&gt;• Bir Dünya Görüşü Olarak Köylülüğün Can Çekişmesi &lt;br /&gt;• İflah Olmaz Romantikler Ve “Yakalanmayan Suçlu” Eğilimleri &lt;br /&gt;• Dördüncü Dünya: Evsiz İnsanlar Ve Yeni “Aylak Adamlar”: Yusuf Atılgan – Walter Benjamin Karşılaştırması, Gönüllü Sürgün Ve Ritüellerle Yaşamak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Gelenekler Çözülürken: Aile İçi Dayanışma Ve Rehavet İlişkisi &lt;br /&gt;• Homo Demens ve Aydınlanma Yolu: &lt;br /&gt;“Sağduyulu” Düşüncenin Sınırlarını Aşmak &lt;br /&gt;• Dolaylı Bir İletişim: Yaşam Tarzı Ve Eşyaların Mesaj Değeri (Roland Barthes) &lt;br /&gt;• Görme Biçimleri ve Yanılsama İlişkisi&lt;br /&gt;• İnsanın Nesneye Dönüşmesi&lt;br /&gt;• İşaretlerin İdeolojisi Ve Sağduyu &lt;br /&gt;• Hayatı Anlamlandırma Yolları &lt;br /&gt;• Eğlence İncelemeleri, Oyun ve Şiddet İlişkisi, Homo Ludens&lt;br /&gt;• Ruhun Gıdası Olarak Tüketim Ve “Adlandırma” Kültürü &lt;br /&gt;• Ekrandaki Kültür Ve Medyanın İnandırıcılığı &lt;br /&gt;• Kendi Şehrinde Turist Olmak &lt;br /&gt;• Kişinin Kendisi ile Kamuya Dönük Yüzü Arasındaki Rol İkilemi&lt;br /&gt;• Dilin Nedenselliğini Yitirmesi Ve “Geyik Muhabbeti”  &lt;br /&gt;• Gündelik Hayatın Ritmi ve Kenti Yaşamak &lt;br /&gt;• Kimlik, Bellek, Beden, Cinsiyet ve Mekan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116342541525158594?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116342541525158594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116342541525158594&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116342541525158594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116342541525158594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/krlma-noktas-ve-yol-haritas.html' title='Kırılma noktası ve yol haritası...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116340037116342787</id><published>2006-11-13T08:41:00.000+02:00</published><updated>2006-11-15T17:02:05.353+02:00</updated><title type='text'>Huzur ve entropi ilişkisi...</title><content type='html'>Bu ilişki, bir tür "mesafeli tutku" durumunu anlatır, insanın çevresiyle etkileşime girdiği anları ve seçilmiş yalnızlıkları boyunca, bir "planlı &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=114662"&gt;sürüklenme eğrisi&lt;/a&gt;"ne teğet geçmesi tezine dayanır... Ve bu tez, şehir hayatını seçmiş bir meczup dervişin aşkı kadar inandırıcıdır sadece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanın içindeki "iyi kurgulanmış bir vaatin gerçek olduğuna kendini kaptırma eğilimi" ve varoluşunu sürdürme güdüsü, algılarımızdan gelen verileri dengeleyerek, o an için kabul ve tahammül edilebilir bir gerçeklik tarifi sunar bize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kez, bu gerçekliğin durağan değil, hareket halinde bir şey olduğunu göz ardı ettiğimizden, alışmak istediğimiz bu durumun kaybolmaya yüz tutmasından şikayet ederken buluruz kendimizi: Biz huzur ararken, karşımıza eşitsizliklerin getirdiği tedirginlik çıkar... İşte bu teğet noktasındaki "düşkırıklığı ve öfkeyi yönetebilmek becerisi"nden de yeni bir olasılık doğar: Sürdürülebilir tedirginlik ve merak ilişkisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En temel doğa kanunu olan "eşitsiz gelişim", pek eğlenceli bir konu değil... Zaten eğlenceyi de, eşitsizlikleri unutma arayışı olarak tarif etmek mümkün... "Kendi varoluşunun sınırlarını nereye kadar zorluyorsun?" sorusunu fazla romantize etmemek şartıyla, demek ki, başkasına yakınlaşabilmek de kendinden uzaklaşmakla başlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim tezimiz, kibir ve eziklik kutuplarında tanımsız olduğundan, başkalarıyla birlikte yapılabilecek şeylerin sürdürülebilirlik olasılığı, gerekli kavgaları etmeden gerçekten arkadaş olunamayacağı varsayımına dayanıyor her şeyden önce... İdare edilerek geçiştirilen eşitsizlikler derinlerde bir yerde öfke biriktirdiği için, aslında birer gizli yardım çağrısı olan samimi kaprislerin ve uyumsuz beğenilerin tetiklediği kaçınılmaz kavgaların açtığı yaralardan içeri sızan temiz hava, insanı kapalı bir sistem olmaktan alıkoyar ve hayata müdahale kabiliyetini artırır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam başkaları da söylüyor, bu yüzyıl, derin düşüneni hor görmeyi öğretti bize, ama yine de alışkın olmadığımız durumlar karşısındaki acemiliği ve boşluk anlarının belirsizliğini sevmeye çalışmakta fayda var... Çünkü doğası gereği uçucu-hareketli bir şey olan huzur, yalnızca aralarında mesafe olan beklenmedik ve ayrık zamanlarda sürdürülebilir bir hal... Ve onun değerini bilebilmek için, aynı anda yoksunluğunu da önemseyebilmek gerekiyor ki, zamanda ayrık buluşmaların taşıdığı merakın olasılıkları yükselebilsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planlı sürüklenme eğrisine teslim olan insan, bilinmeyene varmak uğruna bilerek incinmeyi göze aldığından, gücü yettiğince kurgulayabildiği bir eşitsiz gelişimin ihtimallerini yaşar, ümitlerini sık sık kırılma noktalarında test eder... Çünkü sezgileri ona, yeniden büyülenebilmenin ilk şartının önceki büyülerden kurtulmak olduğunu söyler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba asıl mevzu, herkesin kendine hakikatli ve mesafeli bir tutku edinebilmesi; gerisi hoş bir hayal, bir hikaye, tıpkı yukarıda anlatılanlar gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116340037116342787?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116340037116342787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116340037116342787&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116340037116342787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116340037116342787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/huzur-ve-entropi-ilikisi.html' title='Huzur ve entropi ilişkisi...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-37546184.post-116339933322286934</id><published>2006-11-13T08:25:00.000+02:00</published><updated>2006-11-15T17:19:27.386+02:00</updated><title type='text'>İnsanlardan yorulmak...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/1600/entropy.jpg"&gt;&lt;img style="float:center; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6329/683/320/entropy.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zamanı gelince metallerin, çelik köprülerin bile "yorulduğu" şu hayatta, sonlu varoluşumuz içerisinde bizi yoran şeylerden biri de, diğer insanlarla her etkileşime girdiğimizde kaçınılmaz biçimde yaşanan "iletişim kayıpları" sanırım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir köprü, üzerinden geçmesiyle her iki tarafın da kullanım ömrünü kısaltan bir kamyonu sevemez ya da umut bağlayamaz tabii, ama biz, hayatımızın tam ortasında iz bırakarak ya da sadece sokakta bize çarparak yanımızdan geçen diğer insanlara "derdimizi anlatabilme" ihtimalimiz yüzünden, yani bu "beklenmedik etkileşim farkındalığı"nın* bedeli olarak, yoruluruz biraz da... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, özellikle "beklentisiz ve sürprizsiz" insanlarla sadece önceden hazırlıklı olduğumuz konuşmaları yaparak zaman geçirmenin yorucu olmamasının bir sebebi de, iletişim uğruna kaybedilen enerjinin minimumda kalmasıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cehennem+baskalaridir"&gt;Hell is the other people&lt;/a&gt;" sözü doğruysa eğer, zaman zaman bilerek yorulmayı tercih etmek de, bedelini ödemeyi vaat ettiğimiz basit bir sorumluluk meselesidir galiba...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/37546184-116339933322286934?l=aynadakileke.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aynadakileke.blogspot.com/feeds/116339933322286934/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=37546184&amp;postID=116339933322286934&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116339933322286934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/37546184/posts/default/116339933322286934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aynadakileke.blogspot.com/2006/11/insanlardan-yorulmak.html' title='İnsanlardan yorulmak...'/><author><name>Melih Cılga</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_iAn6fKZTWbs/TNlXEeAyluI/AAAAAAAAAeI/SUiSsXIGJBI/S220/melih5.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
